RSS

2010 FA


Taa 2007'de,2008'de düşünüldü bu yaz.Bu yaz serbest kalacak adamlara göre yapıldı draftlar,takaslar.Ve sonuç olarak geldi çattı.

2010 Free Agent dönemi değerlendirmesini önceden yapmak biraz suya yazı yazmak gibi gelmiyor değil.Ancak bu yazıyı okuyanların çoğunun bildiğini düşünsemde,şu top 25'lik lisete bilmeyenlerin ağzının suyunu akıtabilir.Eğer bunlardan sonra,hepsini göreyim ben diyorsanız,tam listeye buradan ulaşabilirsiniz.


NBA'in En Gözde 13 Free Agent'ı !

1. LeBron James : Oyuncu opsiyonlu sınırsız serbest
2. Dwyane Wade : Oyuncu opsiyonlu sınırsız serbest
3. Dirk Nowitzki : Oyuncu opsiyonlu sınırsız serbest
4. Chris Bosh : Oyuncu opsiyonlu sınırsız serbest
5. Joe Johnson : Sınırsız serbest
6. Amar'e Stoudemire : Oyuncu opsiyonlu sınırsız serbest
7. Carlos Boozer : Sınırsız serbest
8. Yao Ming : Oyuncu opsiyonlu sınırsız serbest
9. Rudy Gay : Sınırlı serbest
10. David Lee : Sınırsız serbest
11. Paul Pierce : Oyuncu opsiyonlu sınırsız serbest
12. Ray Allen : Sınırsız Serbest
13. Shaquille O'neal : Sınırsız serbest

Şimdi bu listeden yola çıkarak biraz varsayım,biraz yorum yapalım..

1-Lebron James

"Nereye Gidecek" diye 44 gün önceden ESPN tarafından kendisine site açılan insan.Kimine göre NBA'in bir numarası,kimine göre sezon mvp'si play-off loserı.Lebron James'e loser demek çok içime sinmiyor ancak Kral demekde bir o kadar atgözlüğüyle olaya bakmaktır.Hele ki Cleveland'daki 5.maç var ya,o maç Lebron James'in dibe vurduğu maçtır.Herkesin gözünde bir numara ufaldı Lebron.Kimilerine göre saklandı o maçta,kimilerine göre Mo Williams-Lebron'un annesi-Lebron üçgeninde kayboldu gitti.(Amerika'Da Lebron James'in annesiyle-Mo Williams arasında ilişki var,diye bir haber ortaya atılmıştı.Ki bana kalırsa bunu da Nike çıkartmış olabilir,geçen yaz yaptıklarından sonra her şey beklenir.Ayrıca kolpanın kolpası bir haberdirde %99 ihtimalle.)Knicks'in Lebron'a olan ilgisine bahsetmeye çok gerek var mı bilmiyorum.3 yıldır bu dönemi bekliyorlar.Ancak Lebron'u kadrolarına katmaları hiç mi hiç kolay değil.Cleveland Cavaliers Lebron'u tutmak için,New Jersey Nets,Chicago Bulls,Miami Heat'de kadrolarına katmak için büyük bir çaba sarfediyor.Lebron'ın bu sezonun başında "Seneye 23 numara giymeyeceğim" açıklaması,akıllara Chicago Bulls'u getiriyor.(Bildiğiniz üzere Chicago'Da 23 numaralı forma tavanlarındaki 4 formadan biri)Elbette nereye gideceğini bize zaman gösterecek.Kendisi için en hayırlısının New York olacağını düşünüyorum;başarı açısından olmasada,popüleritede tavan yapacağı kesin.

2-Dwyane Wade

Üst tarafta Lebron'un taliplerine Heat'i de yazdım.Ancak Wade'in Heat'te kalması olasılığı oldukça fazla gibi.Çünkü Wade'in,bazı oyuncuları Heat'le görüşmesi yönünde telefonla aradığı haberleri çıkmıştı.Açıkcası banada kalacak gibi geliyor.Wade o salona,o formaya yakışıyor.Şampiyonlukta yaşadı sonuçta.Lebron durumu yok.Yanına sağlam bi oyuncu gelirse,Shaq'la yaşadığı uyumu yakalayıp,yeni bir şampiyonluk uğraşı içinde kendisini bulabilir.

3-Dirk Nowitzki

Mark Cuban sayesinde bir türlü sempatimi kazanamayan takım,bu takım.Açıkcası basında Nowizki ile ilgili pek bir haber şahsen ben duymadım.Nowizki,Dallas'dan başka bir takımda forma giymedi.12 yıl geçirdi.Ayrıca 32 yaşında.Bu kadar seneden sonra başka takım forması giyeceğini düşünmüyorum açıkcası.Bir sezonluk kontratı daha bulunuyor.Opsiyonuyla takımda kalabilir.

4-Chris Bosh

Şahsen oyun stilinden hoşlanmadığım bir oyuncu.Mükemmel bir skorer olabilir.Ancak insanın aklına "Toronto Raptors,o kadar şut"etiketleri gelince yaptıklarının üstüne biraz gölge düşmüyor değil.Takımdan ayrılacağı garanti.Gitmesse biz onun yalancısı oluruz.Son yaptıklarından sonra biraz daha antipatik geldi bana.Twitter'da fanlarına "Seneye nerede oynayayım"gibisinden bir soru sordu,sırf popülariteden kaynaklı bu soruya gelen cevaplar Bosh'ı bir gram ilgilendirmesede bizim duymamızı sağladı.O da bunu istiyordu.Lakers,Miami isimleri geçiyor.Alternatifleride olacaktır.Lakers nasıl alacak,anlamış değilim.Lüx vergisi patlaması yaşayacaklar sanırım.

5-Joe Johnson

Açıkcası üzerine takım kurulacak bir oyuncu olarak görmüyorum.Ama günü olur takımı sırtlar götürür.Ancak bir süperstar seviyesinde değil bence.Şişkin bir kontrat alma ihtimali yüksek.Boston'Da Ray Allen tekrar anlaşmazsa,ufaktan bir fedakarlık yaparak imzalayabilir mi,ne dersiniz.Gittiği takımda uyum sağlarsa iş yapar.Bunu söylemek hiç zor değil.

6. Amare Stoudemire

-"Savunma yapsana be adam"- Bu kelimeleri bir arada çok kullandırabiliyor.Bazen inanılmaz bloklar vuruyor.Rakip potaaltı'nda skor üretmek diyince akla gelen ilk isimlerden,taktığı gözlüklerle yeri çok ayrı bir adam Amare.Ancak akıllara şöyle sorular gelmiyor değil,Nashsiz ne yapar?
Bu soruya cevap vermek çok kolay değil.Aslında kolay olabilir.Evet evet kolay.Şu ana kadar Nash'in yanından ayrılmış oyuncuların çoğunun istatistiklerinde bir takım düşüşler oldu.Shawn Marion'ı baz alırsak;Marion,Nash'le geçirdiği 3 sezonda 19 sayı ortalaması tuttururken,sonraki 3 sezonda 13 sayı ortalama tutturdu.Amare'de bu düşüş olur mu bilinmez,ancak 2010 Free Agent döneminin önemli oyuncularından hiç kuşkusuz.Kontratının opsiyonu kendisinde.

7-Carlos Boozer

Boyalı alan hücumunun son dönemdeki en etkili oyuncularından.Ne yazık ki savunmada aynı gayreti göstermemesi onun eksilerinden.Ancak gittiği takımın görüntüsünü bir anda değiştirebilecek bir oyuncu.İyi bir dış oyuncuyla,iç-dış kombinasyonunu kurarak sağlam işler çıkarabilir.Wade mesela.1 numaralı skor opsiyonu olacağını pek düşünmüyorum.Dediğim gibi iddaalı bir takımda çok sugar duracaktır kendisi.Ayrıca sınırsız serbest.GM'lere "Ohh miss"dedirten serbest oyunculardan.

8-Yao Ming

Sakatlıklardan çok çekti Ming.Bu sezon hiç forma giyemedi.Kimileri çok eleştirsede,bu ligin sayılı uzunlarından kanaatimce.Houston'da kendisini öz evladı olarak görüp bağrını açıp almış kucağına.Çıkan haberlere göre sağlam bir şekilde dönmesi için her şey yapılıyormuş.Opsiyonu kendisinde,ancak ayrılma ihtimali üstte de dediğim gibi oldukça zayıf görünüyor.

9-Rudy Gay

Kendisiyle Timberwolves'ın yakından ilgilendiği haberleri çıkmıştı.Ancak Memphis çok istiyormuş kalmasını.Muhtemelen de kalacakmış.Gay iyi oyuncudur,ancak öyle üzerine takım kurulcak bir adam değil.Ve sanırım Memphis organizasyonu bunu düşünüyor.Öyle olursa bir 5-10 sene daha gidebilir.Bu kadar kesin konuşmakta yanlış elbet.Ancak Gay'e verilcek 12-13 lük kontratlara yazık olur gibime geliyor.(Gerçi Jason Kapano'nun 6 md aldığı bi yerde..)

10-David Lee

Geçen yazda oldukça konuşulmuştu nereye gideceği.1 yıllık New York'la imzalamıştı.Gün geldi,gene serbest kaldı.Müthiş ribaundcu,ortalamanın üstünde bir hücumcu.İyi bir oyuncu.Potaaltında ribaund için girdiği uğraşlar görülmeye değer.Nereye gideceği diğer oyuncular gibi büyük bir soru işareti.

11-Paul Pierce

Aslında Nowiztki'ye yazdıklarım onun içinde geçerli.13 yıldır bu takımın formasını giyiyor,33 yaşında.Emekli olduğunda Garden'da forması tavana çekilecek kuşkusuz.Bana göre başka bir takıma gitsede yakışmaz.Çok yobaz bir yorum gibi gözükebilir.Ama öyle.Yeşille özleşmiştir Pierce.Kötü gününde iyi gününde hep ordaydı çünkü.Aynı şeyler Garnett ve Allen için geçerli değildir mesela.Umarım kalır-ki kalacağını da düşünüyorum-.

12-Ray Allen

Final serisi başlamadan önce "Rivers Allen'ı İstiyor"diye haberler çıkmıştı.Garnett'in kontratı devam ediyor,Pierce'da kalacak gibi.Aynı düzenle devam edilecekse eğer,Ray Allen bencede takımda tutulmalı,biraz daha makul kontratlara tabii ki.Takım yaşlanıyor,hatta oldukça yaşlandı.Bu oyunculara alternatif olabilecek bir takım oyuncularla yeni şampiyonluk yarışlarına sürüklenebilirler.

13-Shaquille O'neal

Gerçek bir yıldız(Gerek Film Gerek Müzik işlerinden Ötürü) olmasından ötürü son sıraya Shaq'ı oturtturdum.Shaq'ın tüm basketbolseverlerde yeri ayrıdır.Özellikle onun Lakers dönemini veyahut Orlando günlerini izleme şansı bulanlar için.Şuanda o oyunun üçte birini verebilir mi,Hayır.O oyunu gösterebilecek bir oyuncu gelir mi,çok iddaalı olacak ama ona da hayır.98-04 arası "dominant" kelimesini bir kaç kademe atlatmış insandır.Burada onu övmek çok da dorğu değil,bu yaz yapabileceklerine gelelim.Açıkcası ben bırakmasından yanayım.Ancak Oynama ihtimali çok daha yüksek.Bu sezon aldığı 20 md seviyesinde teklif gelmesi imkansız.Ancak gideceği takımda kullanıldığı takdir iş yapacaktır.İş yapmak derken eski performanslarından bahsetmiyorum,38 yaşındaki bir pivotun vereceklerinin çok daha fazlasından söz ediyorum.

Yıllardır beklenen bu yaz döneminin tüm basketbolseverler için zevkli geçmesi dileğiyle..

Bu dönem niye zevkli olsun ki diyorsanız,bir gece yarısı "Lebron James New york'da"başlığı hbeni heyecanlandırır,ya sizi?

Yazı:Mert Aydın

Yorumları Oku

2. Tur Deyip Geçmeyin



Sezonun sona ermesiyle birlikte, Nba’de dikkatler iki noktaya odaklandı. İlki malumunuz yıllarıdır beklenen 2010 yazı. Boşta kalan isimlerin vereceği kararlar, önümüzdeki birkaç yıl boyunca birçok takımın kaderini belirleyecek kuvvetle muhtemel. Herkesin merakla beklediği bir diğer gelişme de 2010 draftleri. Wall gibi, Turner gibi, Favors gibi potansiyelli gençler lottery pick hakkı olan takımların ağzının suyunu akıtadursun biz bu yazımızda son 10 yılda ikinci turdan seçilip de yıldız seviyesine çıkan oyuncuları değerlendireceğiz.

Hido’nun da girdiği 2000 draftiyle başlayalım değerlendirmemize. DerMarr Johnson’ların, Chris Mihm’lerin ilk 10’dan gittiği bu draftte Milwaukee öyle bir voli vurdu ki, muhtemelen bu oyuncu emekli olduğunda forması Bradley Center’ın tavanını süsleyecek. Ohio State Üniversitesinden mezun olup 2. tur 43. sıradan seçilen bu solak, cılız çocuk şu an aktif oyuncular içinde en iyi şutörlerinden biri olarak kabul edilirken, aynı zamanda yıllardır da ligin sayılı skorerlerden. 2004-2008 yılları arasında Bucks’ın en değerli oyuncusu seçildi, 2004 yılında allstar olma başarısı gösterdi ve bir çeyrekte en çok üçlük isabeti bulma rekoru kendisinde. Bahsettiğimiz isim Michael Redd. Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bu aralar biraz gözden düşse de 2000 draftinin piyangosuydu.

2001 yılında ise belki de draft sürprizi denince akla gelen ilk isim katıldı lige. Arizona koçu Lute Olson’un “Bu kafayla gidersen senden topçu falan olmaz, kendine çeki düzen vermezsen de takımımda dakika oynatmam seni.” minvalinden açıklamaları sonrası herkes “Agent 0” demeye başladı kendisine. Ancak çok çalıştı Arenas ve önce formayı kaptı, sonra da efsanevi sayılabilecek Arizona kadrosunun lideri oldu. 2. senesinin sonunda drafte katılma kararı alarak Golden State tarafından 2. tur 30. sıradan seçildi. Kariyerine şimdilik 3 allstar maçı sığdırıp, 2 kez ligin en iyi 3. beşine, bir kez de en iyi ikinci beşe seçilen birinden bahsediyoruz. O da şimdilerde sıkıntılı günler geçirse de birkaç sene öncesine kadar ligin en önemli oyuncularındandı.

2002’nin bombası Boozer’dı. Duke forması altında oldukça başarılı geçen 3 senenin ardından profesyonel olma kararı alan Boozer, Cavaliers tarafından 35. sıradan seçildi. Bu drafte 2. sıradan Jay Williams, 3. sıradan Dunleavy Jr.’ı Nba’e yollayan Blue Devils’in medar-ı iftiharı onlardan çok daha aşağıda seçilen Boozer oldu. Şimdilerde ligin en iyi yüksek post hücumcuna sahip uzunlarından biri olarak görülüyor. Her ne kadar savunması bir türlü istenen seviyeye gelemese de bu sıradan seçilen biri için fazlasıyla etkileyici bir kariyeri olduğu su getirmez bir gerçek.

Geldik lig tarihinin belki de en iyi drafti olan 2003’e. Lebron, Wade, Bosh, Melo… say say bitmez. Bu nedenle alt sıralardan seçilen bir oyuncuya daha yukardan seçilmeliydi demek çok da mantıklı değil. Ama sanıyorum bu draftin piyangosu Jazz’a vurdu, her ne kadar kendileri Mo’nun kıymetini bilemese de. Piyango diyorum çünkü Sahsa Pavlovic’i ilk turdan, Mo Williams’ı ise 2. tur 47. sıradan seçtiler ve bir sene sonra da serbest bıraktılar zaten. Yani bu konuda çok da bilinçli davrandıkları veya Mo Williams’a güvendikleri söylenemez. Belki 2 sene sonra yapmış oldukları diğer Williams seçimi olmasa pişmanlıkları bu kadar hafif olmazdı. Her ne kadar playofflarda sindiği ve savunma zafiyeti olduğu düşünülse de seçildiği sıranın hakkını veriyor mu? Bence fazlasıyla.

2004’te UCLA’deki freshman senesinin ardından Nba’in yolunu tutan Trevor Ariza, Knicks tarafından 43. sıradan draft edildi. Özellikle atletizmi ve savunmasıyla ligde kendine yer edinen Ariza, şu an her takımın sahip olmak isteyeceği bir görev adamı. Lakers’ın 2009 şampiyonluğunun da x faktörlerinden.

Liseden direkt drafte girme kararı alan Monta Ellis, 2005’in sürprizlerinden. Warriors tarafından 2. tur 40. sırada seçilen “The Mississippi Bullet” takımının mevcut sisteminin de etkisiyle ligin önemli skorerlerinden biri haline geldi ve 2007 yılında en çok gelişme gösteren oyuncu ödülünü aldı.

2006 draftine aşağılardan seçilip damga vuran isim ise Paul Millsap oldu. Louisiana Tech formasıyla 3 yıl boyunca kolej liginin altını üstüne getiren Millsap, 3 sene üst üste ribaunt kralı olmasına karşın kendsine bu draftte 47. sırada yer bulabildi. Onun potansiyeline güvenen Jazz şimdilerde Boozer’ı takımda tutma konusunda kararsız. Varın gerisini siz düşünün.

2007’de Lakers tarafından 48. sıradan seçilen Marc Gasol, burada forma giyemeden abisi karşılığında Grizzlies’ın yolunu tuttu. Halen büyük bir hızla kendini geliştirmekte. Oyun zekası bir guard kadar iyi, bileği bir şutör kadar düzgün. Sanırım tek sorun bulunduğu takım.

2008’in sürprizi olarak göze batan birkaç oyuncu var Chalmers gibi, Dragic gibi. Ama şahsi favorim Mbah a Moute. UCLA formasıyla Ncaa finali oynadıktan 2 sene sonra profesyonel olma kararı alan Moute 37. sırada Bucks tarafından seçildi. Hücumu pek yeterli olmasa da savunmada takımına önemli katkılar veriyor. Ligin en önemli aktif Afrikalılarından.

Geldik geçtiğimiz seneye. Bu draftten gelen oyuncuları henüz bir sene izleyebildik ve haklarında bir şeyler söyleyebilmek için henüz erken olabilir. Ancak 37. sıradan Spurs’e giden DeJuan Blair, 39. sıradan Pistons tarafından seçilen Jonas Jerebko, 43. sıradan Miami tarafından seçilen fakat sonrasında takasla Hornets’e geçen Marcus Thornton ve 44. sıradan Pistons tarafından seçilip tıpkı Thornton gibi takasla Rockets’ın yolunu tutan Chase Badinger seçildiği yerin hakkını fazlasıyla veren isimlerden birkaçı.

Son olarak 2010 drafti için de benzer, kısa bir değerlendirme yapıp noktalayalım yazıyı. Şimdilik mock dratte ikinci tur olarak görünen Luke Harangody, Jeremy Hazell, Matt Bouldin, Willie Warren, Art Parakhouski ilerde fena yerlere gelmeyeceğini düşündüğüm oyunculardan. Kim bilir belki içlerinden bir Arenas, bir Boozer çıkar, biz de seneler sonra 2010 draftinin piyangosu da bunlardı diye karalarız bir şeyler.

Yorumları Oku

Küçük göründüklerine bakmayın " ONLAR YILDIZ"


Geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirilen Yıldız Bayanlar Türkiye Şampiyonasına bu yıl Malatya sahne oldu.Bir Malatyalı olarak şampiyonayı takip edip izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Öncelikle altyapı organizasyonlarının bu şekilde Türkiye çapında illere dağıtılarak gerçekleştirilmesi Türkiye basketbolunun coğrafyanın tamamını içine alması ve her ilde basketbol seyircisi oluşturulması oldukça önemli ve gelecek adına umut verici.Bu yıl bu illerden birinin memleketim olması adına şanslıyım.
Gelelim şampiyonaya.Şampiyonaya 4 ayrı grupta 4er takımdan toplam 16 takım katıldı.Takımlar Ankara,İstanbul,Adana,İzmir,Mersin,Bursa,Samsun illerimizin temsilcileriydi.
Eleme grubu,çeyrek final ve yarı final maçları günlük 4’er maç şeklinde 2 ayrı salonda,final maçları ise sadece Atatürk Spor Salonunda oynandı.
Şampiyonanın ilk gününün heyecanı ve mücadeleleri şampiyonanın nasıl geçeceğinin sinyallerini veriyordu.Zira bu ilk gün heyecanı son güne kadar aynı şekilde devam etti.Tabi turnuvada heyecan bakımından öne çıkan maçlar vardı.Öncelikle finalin heyecanının dahi önüne geçecek kadar coşkulu bir maç vardı.Tahmin edilmesi zor değil;5.gün oynanan Gs-Fb karşılaşması ki bu karşılaşma finale çıkacak ekibi belirleyecekti.
Karşılaşmanın önemiyle birlikte taraftarın da coşkulu desteği maçı oldukça heyecan verici bir hale getirdi. Maç sonunda sahadan farklı bir skorla galip ayrılan taraf Fenerbahçe oldu.Gs taraftarı oyuncularını alkışlarla soyunma odasına uğurladı.Fenerbahçe finalde,bu karşılaşmadan önce oynanan İstanbul Üniversitesi-Botaş yarı final mücadelesinin galibi Botaş’ın rakibi oldu.
Fenerbahçe ve turnuvanın en coşkulu taraftarlarından birine sahip olan Botaş kıyasıya bir final mücadelesi verecekti.
Ve Final…

Şampiyonanın son gün maçları oynanıyordu artık.Günün ilk maçında Samsun Basket Kalabagücü’nü yenerek 5.liği elde etti.Ardından Şampiyonanın 3.’lük maçında İstanbul Üniversitesi Galatasarayı mağlup ederek 3.’lüğü elde etmiş oldu.
Ve bu maçların ardından sıra finale gelmişti.Salon final maçına kadar büyük ölçüde doldu.Bu final sadece oyuncuların finali olmayacak aynı zamanda Botaş ve Fenerbahçe taraftarı arasında bir rekabete sahne olacak gibi görünüyordu.
Ve saatler 4’ü gösterdiğinde top havalandı.Botaş’ın 12 numaralı oyuncusu Tilbe’nin sayısı ile başlayan maçta Fenerbahçe’nin kontrolü eline alması uzun sürmedi.Dengeli bir oyunla rakibe çok fazla şhücum şansı tanımayan Fb ilk yarıdan 44-26 önde ayrıldı.
Fakat soyunma odasından dönen Botaş herşeyin ilk yarıdan farklı olacağını 3.periyotta net bir şekilde göstermeye başladı.Önce karşılıklı sayılarla devam eden 3.periyodun sonlarına doğru yorulan Fenerbahçe oyuncuları Botaş’a daha fazla sayı şansı vermeye başladılar.
4.periyotta sahaya daha kararlı çıkan bir Botaş vardı.Ve şüphesiz en büyük desteği coşkulu taraftarıydı.İlk yarıda azalmaya başlayan umutları gelen her sayıyla yeniden canlanıyordu.
4.periyot oldukça çekişmeli geçecekti.Ve gerçekten hangi organizasyon olursa olsun dışarıdan bakıldığında finale yakışır bir periyot oynanıyordu.
Fb’nin savunmasının hatalarıyla birlikte şutları da girmemeye başladı.Botaş müthiş bir mecadele azmiyle bitime 5 dk kala skoru eşitlemeyi başardı.Şampiyona boyunca ilk kez Fenerbahçe oyuncularının endişelendiği bir ana tanık oluyordum.Botaş bastırmaya devam ediyordu.Ve öne geçmeleri de uzun sürmedi.Fakat Fenerbahçe oyuncuları şampiyonanın en profesyonel ve sakin denilebilecek oyuncularıydı.Bir kaç dakika içinde toparlandılar ve durumu eşitliğe getirdiler.Fakat baskı iki taraflı devam etmekteydi.Çünkü bitime çok kısa bir süre kalmıştı.Son hücuma girerken 74-74 eşitlik vardı ve son topun sahibi Fenerbahçeydi.Fenerbahçe kupayı çekip alma Botaş maçı uzatma peşindeydi.Ve saniyeler kala Fenerbahçe’nin 13 numarası Deniz’den gelen üçlük kupayı Fenerbahçe’ye,Botaş’ı 2.liğe taşıdı.
Maç sonunda iki takımın da benchinde gözyaşı vardı.Fakat taraftar iyi günde kötü günde oyuncusuna moral vermek için oradaydı.Botaş alkışlar içinde soyunma odasına giderken Fenerbahçeli oyuncular galibiyetin sevincini yaşıyorlardı.

Finalin hemen ardından yapılan ödül töreninde platforma sırayla İstanbul Üniversitesi,Botaşspor ve Fenerbahçe S.K çıktı.
Şampiyonanın bireysel ödüllerine ise Samsun Basket’in 3 dalda ödül alan oyuncusu Doğa Comba damgasını vurdu.Asist kraliçesi,Ribaund kraliçesi ve MVP ödüllerinin sahibi olan Doğa’nın Samsun’un turnuvayı 5. tamamlamasında da emeği büyüktü.

Sayı kraliçesi Şehremini Lisesinden Elif Nur Balota,en iyi guard İstanbul Üniversitesi’nden Melek Yusufoğlu ve en iyi pivot ödülü Botaş’tan Tilbe Şenyürek’in oldu.
Gelelim Şampiyona’nın en iyi forvetine.Burada bir parantez açmak istiyorum.Şampiyonanın en çok dikkat çeken oyuncularından biriydi şüphesiz Fenerbahçe’nin 8 numaralı oyuncusu Fahriye Bayraktar.Hatta daha ilk maçları Ted maçında Mvp olacağını düşünmüştüm.Şampiyona genelinde oyunculara baktığımızda bazı oyuncuların birkaç adım daha önde olduğu görülüyordu.Bunların en önünde gördüğüm iki isim vardı biri Doğa biri Fahriye.Özellikle Fahriye’nin şut isabeti,top seçimleri çok iyiydi.Ve turnuvanın en az hatayla oynayan ismi olarak dikkatleri çekiyordu.Özetle bu ödüller karşısında şaşırdığımı söyleyemem çünkü onlar zaten bu şampiyonya tabir-i caizse bir numara büyüklerdi.Ve bu iki ismi önümüzdeki 3,4 yıl içerisinde çok daha fazla duyacağımıza eminim.
Yine şampiyonanın geneline baktığımızda takımların genel olarak oyun kurucu pozisyonlarının kuvvetli olduğu kanaatindeyim.Bir çok takımı ayakta tutan oyuncuları oyun kurucularıydı.Bu noktada Çankaya,Samsun Basket,İstanbul Üniversitesi ve Galatasaray ve Botaş’ı özellikle belirtmek istiyorum.
Ve ister istemez Yıldız seviyesinde bu kadar iyi olan guardların A takıma geçince nereye kaybolduğunu da sormadan edemiyor insan.Sanırım bu sorunun cevabını önümüzdeki sayılarda arayacağız.
Yazımın sonlarına doğru şampiyonanın gizli şampiyonlarına;şampiyonada mücadele veren çocuklarını yalnız bırakmayan ailelere bir teşekkür etmek istiyorum.
Salonun çok dolu olmadığı günlerde mutlaka yanımızda oyuncuların ailelerinden biri oturuyordu.Sahadaki çocukların tüm heyecanının paylaşıyorlardı ve bazen onları izlemek de bir o kadar heyecanlı oluyordu.Aramızda kalsın bazen oyunu bırakıp onları izlediğim de oldu.Bu gizli şampiyonlara da bir teşekkür etmeyi borç biliyorum.
Burada küçük de bir parantez açmak istiyorum ki taraftar noktasında belirtmek istediğim bir şey var.Bazı taraftarlar hatta bir kısım oyuncu yakınları sahadaki oyuncuların çocuk olduğunu unutarak onlara haddinden fazla baskı yükleyip hakarete kadar gidebilen sözler sarfediyorlardı.Hatta bazen yuhalanan oyuncunun ailesi de aynı salonda maçı izliyordu.Öncelikle Şampiyonada mücadele veren oyuncuların 95 veya 96 jenerasyonundan olduklarını ve bu şampiyonanın da henüz Yıldızlar seviyesinde bir şampiyona olduğunu daha çok oyuncu geliştirmeye ve yetiştirmeye dayandığını hatırlatmak istiyorum.
Oyunculara paylaşmayı,yardımlaşmayı öğreten bir oyunda bu şekilde anlayışsız ve hırslı davranmanın onlara kazandıracağı hiçbirşey olduğunu düşünmüyorum.Herkesi daha hoşgörülü,sağduyulu ve yapıcı olamaya davet ediyorum.Bu bir oyun ve oyuncu için var olan hiçbir oyun oyuncusundan değerli değildir.
Ve yazımın sonunda şahsım adına Şampiyonada mücadele veren tüm oyuncuları ve koçları kutluyor,başarılarının devamını diliyorum.

Yazı:Betül Kayhan

Yorumları Oku

Milenyumun Tartışılmaz Hakimi


Milenyum kelime anlamı olarak 2001 yılını ifade etse de bazı durumlarda 2000’li yıllar anlamına da gelmektedir. Milenyum artı (+) NBA formülünü uyguladığımızda önümüze çıkacak tek eşitlik Los Angeles Lakers olacaktır. Ben de basketbol tarihinin 2000’li yıllarının başına damga vurmuş olan efsane kadroya dair inceleme / analiz yaptım. Gelin sizlerle bu başarılı ve sansasyonlarla dolu beş yıla göz atalım.

Lakers, ‘Magic Johnson ile başarılı geçen yılların ardından bir duraklama ve gerileme dönemine girmişti. Yeniden yapılanmaya gitmesi gerektiğini anlayana Lakers’ da, genel menajer Jerry West, 1996 yılı draftlarında önemli bir karar aldı. Kobe Bryant’ taki geleceği gören West, Vlade Divac karşılığında Charlotte Hornets’ den Kobe’ yi takas etti. Birkaç yıldır devam eden Lakers’ ın kötü durumu için bu karar bir dönüm noktası oldu. Lakers, aynı yıl içinde final oynamış ve Houston Rockests’ a süpürülmüş Orlando Magic’ in en önemli parçalarından biri olan Shaquille O’neal’ ı “free agent” fırsatından yararlanarak kadrosuna katmıştı. Aynı yıl draftlarda ilk tur yirmi dördüncü sıradan Lakers tarafından seçilen Derek Fisher ile takımın iskeleti yavaş yavaş oluşturulmaya başlandı. Koç Del Harris ile başlanan uzun yol Play - off ' larda Konferans yarı finalinde Utah Jazz karşısında 4-1 elenerek bitmişti.1997 - 98 sezonunda ise Shaq bireysel olarak iyi bir sezon geçirmiş ve NBA ilk beşine seçilmişti. Lakers, batıda sezonu üçüncü sırada bitirmişti, fakat yine NBA finaline çıkılamamıştı.1998-99 sezonuna gelindiğinde yine Play - off' larda başarılı olunamamış, o sezonun şampiyonu San Antonio Spurs, Lakers'ı 4-0 ile süpürmüştür.

Artık köklü bir değişikliğin zamanının geldiğini anlayan Lakers yönetimi, Koç Del Harris ile yolları ayırarak, takımın başına Chicago Bulls ile 6 kez şampiyonluk yaşamış ve ayrılmış olan Phil Douglas Jackson' ı getirdi. Efsane Lakers dönemi de tam da burada başlamış oldu.



1999 - 00 Sezonu :



Bu yıl, gazeteciler arasında ‘Return to Dominance’ olarak adlandırılır. Bu nedeni tahmin etmek çok ta zor değil. Dokuz yılın ardında gelen şampiyonluğu böyle değerlendirmek yanlış olmazdı sanırım. Takıma başarılı ve tecrübeli bir koç, iki büyük yıldız ve Robert Horry, Derek Fisher, Rick Fox gibi görev adamları katılınca efsane kadro ortalığı kasıp kavurmaya başladı. Başarıya aç oyunculardan hiçbiri daha önce bir şampiyonluk kazanmamışlardı. Bu da Lakers, için büyük bir itici faktör oldu. Normal sezonda 67 maç kazanarak, Lakers tarihinin rekorunu kırdılar. Play- off’ lara iyi durumda gelmişlerdi. İlk turda Kings’i eleyen Lakers’ ta Kobe, ikinci ve dördüncü maçta 32, üçüncü maçta 35 sayı atarak izleyenlerin gözlerine takılıyordu. Batı finalinde Scottie Pippen’ ı da kadrosunda bulunduran Portland Trail Blazzers rakipti. Çok zor bir final olacağı maçların her dakikasından anlaşılıyordu. Lakers, Arvydas Sabonis’ li, Bonzi Wells’ li, Scottie Pippen’ lı Blazers’ı yedinci maç sonunda 89-84 yenerek 9 yıl aradan sonra NBA finallerine çıkıyordu. Bu sefer finalde rakip Reggie Miller’ ı da kadrosunda bulunduran Indiana Pacers’ tı. Pacers’ ı finalde kolay geçen Lakers, 9 yıl aradan sonra NBA şampiyonu olmayı başardı. Finallerin MVP’ si hakkettiği şekilde Shaquille O’neal olmuştu. Efsane ilk basamağı başarıyla geçmişti.



2000 – 01 Sezonu :



2001 sezonunda Kobe ile Shaq arasında gerginlik giderek arttı. Bunun sebebi olarak ta Shaq’ ın Kobe’ ye göre daha fazla top kullanması ve fazla bencil davranmasıydı. Hatta bu durumu Kobe bir basın toplantısında dile getirdi. Kobe basına, Shaq ile maç içinde top bölüşmekten bıktığını, maç boyunca bütün topları ona indirmekten sıkıldığını söylüyordu. Benim şahsi

görüşüm ise Kobe’ nin de en az Shaq kadar top kullandığıdır veya basına yansıyacak kadar aralarında bir fark olmadığıdır. Bence buradaki temel sorun Kobe’ nin tek başına takıma hakim olmak istemesi ve tek yıldız olarak kalmayı arzulamasıdır. Shaq ise Kobe’ nin bu konuşmaları üzerine daha fazla sessiz kalamayarak, Kobe’nin elinde olsa maç boyunca bütün topları kullanacağını, onun maçı kazanmak gibi bir düşüncesinin olmadığını, tek amacının sayı ortalamasını yükselterek herkesten üstün olduğunu göstermeye çalıştığını söyledi.

Sezonun basketbol tarafına baktığımızda ortalığı kasıp kavuran bir Lakers vardı. Play - off' lara gelindiğinde müthiş bir form yakaladılar ve Portland'ı üç, Kings'i ve Spurs'u dört maçta süpürerek geçtiler. Herkesin beklentisi Philedelphia' yı da süpürmeleriydi. 13 Nisan' dan beri yani tam olarak 67 gündür maç kaybetmeyen, adeta bir dozere dönüşmüş boğa gibi bir takımdı Lakers. Fakat bir şeyi hesaba katmayı unuttular. 'The Answer', Lakers' ın bu oyununa bir tokat atarak onları sakinleştirdi ve büyük bir rekordan mahrum etti. Iverson, o gün 48 sayı ile oynayarak Philadelphia' nın Staples Center' da kazanmasını sağladı. Bu maçın ardından Lakers, beklentilere cevap vermeyi başardı ve seriyi 4-1 ile kazandı. Lakers, beklenmeyen yenilgiye rağmen, NBA tarihinin Play- off' lardaki en iyi galibiyet yüzdesini yakalamayı başardı.Shaq, yine finallerin MVP' si seçildi.



2001 – 02 Sezonu :



Bu sezon bir önceki sezonun aksine Shaq ve Kobe birbirlerini öven açıklamalar yaptılar. Bence bunun altında reklam haklarını ve kendi sporcu kişiliklerini zedelememek istemeleri yatıyordu. Yaz boyunca Shaq, yeni sezonda Kobe’ nin MVP ödülüne ulaşacağını umduğunu söylerken, Kobe’ de Shaq’ ın vazgeçilmez ve durdurulamaz bir pivot olduğunu söylüyordu. Hatta Kobe, bir makinanın dişlileri gibi olduklarını, iki oyuncunun da görevlerinin farklı olduğunu ve kazanmak için ne gerekiyorsa yapacaklarını söyledi. Sezonu bir önceki sezona göre daha az ihtişamla geçiren Lakers, Pasifik Grubu' nu ikinci sırada bitirdi. Yine ilk turda Blazers'ı 3-0 ile geçen yıldızlar, ikinci turda Spurs'u 4-1 geçerek Konferans finaline yükseldiler. Batı finalinde neredeyse herkesin hafızlarına kazınan Sacremento Kings - L.A Lakers eşleşmesi vardı. Birçok olayın olduğu çekişmeli seriyi Lakers, yedinci maç sonunda 4-3 kazanmayı başardı. Batı finalinin aksine NBA finalleri çok rahat geçti. Kerry Kittles' lı, Jason Kidd' li, Dikembe Mutombo' lu New Jersey Nets' i 4-0 ile süpürmeyi başardılar. Finallerin MVP' si iki sezondur olduğu gibi yine Shaq olmuştu.



2002 – 03 Sezonu :



Bu sezon için Kobe’ nin Lakers’ da daha etkin bir rol aldığını söyleyebiliriz. Kobe, normal sezonu 30.1 sayı ortalamasıyla kapatmıştı. Pasifik grubunu ikinci sırada bitiren Lakers için bu sezon önceki sezonlara göre daha sönük geçmişti. Son üç yılın şampiyonu Lakers, Batı finalinde San Antonio Spurs ile karşılaştı. Eğer bu yıl şampiyon olunursa Phil Jackson, NBA tarihinin en çok şampiyon olan koçu olacaktı. Fakat altıncı maç sonunda San Antonio Spurs, Lakers’ ı yenerek üç yıllık hanedana son vermiş oldu.



2003 – 04 Sezonu :



Sezona bir önceki yılın intikamını almak için başlayan Lakers, kadrosuna iki yaşlı kurdu kattı. Gary Payton ve Karl Malone ile müthiş bir takım haline gelindiği sanılan Lakers’ ı herkes mutlak favori olarak gösteriyordu. Fakat sezon içinde Kobe’ nin tecavüz skandalı ile suçlanması ve Shaq ile olan anlaşmazlığın büyümesi takımda büyük zararlara yer açtı. Kobe, buna rağmen sezonu 24.3 sayı ortalamasıyla tamamladı. Unutulmaz kadro Pasifik grubunu birinci, Batı Konferans’ ını ikinci sırada bitirdi. ‘Big Four’ için her şey yolunda gibi gözüküyordu. İlk turda Houston Rockets, ikinci turda Spurs, Batı finalinde sezonun MVP’ si seçilen Kevin Garnett’ li Timberwolves rahat bir oyunla geçen Lakers 2000’li yıllarda 4.defa NBA finaline yükseldi. Bu sefer rakip Rasheed ve Ben Wallace’ lı, Chauncey Billups’ lı, Rip’ Hamilton’ lı Detroit Pistons’ dı. Fakat beş maç sonucunda gülen taraf Detroit Pistons oldu ve Lakers hanedanlığı tam anlamıyla bir çöküş yaşadı. Bu seri ardından Lakers’ da büyük dağılmalar yaşandı. Takımdan Kobe ile sorunlar yaşayan Shaq, emekli olan Karl Malone, Boston’a gönderilen Gary Payton ve takımı bıraktığını açıklayan ‘Zen Master’ lakaplı koç Phil Jackson ayrıldı. Takımın 1996 yılında olduğu gibi yine yeniden yapılanma içine girmesi gerektiği anlamıştı. Miami Heat’ e giden Shaq’ a karşılık olarak Lamar Odom ve Caron Butler artık bu takımın yeni silahları olacaklardı. Yeni oluşum içerisinde Los Angeles Lakers, Kobe Bryant gibi bir süper yıldızın üzerine kurulacaktı.



Genel Bir Toparlama ve Sonuç Bölümü :



Sonuç olarak yazdığım bütün satırları özetleyecek olursak ; Lakers 1999 – 2004 yılları arasında NBA rekorlarını kırmış, üç şampiyonluk kazanmış, bir kez final oynamış efsane bir ‘takım’dı. Neden takım kelimesini tırnak içine aldığım sorulursa, onlar yeri geldiğinde takım olmayı en iyi şekilde başardılar, yeri geldiğince ayrı ayrı 12 takım haline geldiler. Belki de büyük takım olmanın sırrıydı bu, bunu asla bilemeyeceğiz. Lakers’ ın kendi açısından kazandığı sportif başarıları ve kupaları bir yana koyarsak, bu unutulmaz kadro Dünya’da birçok insana basketbol sevgisini ve heyecanını aşıladı. Dünya’nın birçok yerinde Lakers’ ın taraftarının olmasının en büyük nedeni bu beş yıllık süre içinde yapılanlardır. Tabii bu kadar egoları yüksek oyuncuları uzun bir süre zarfı boyunca bir arada tutmayı başaran Phil Jackson’ ın da büyük başarıdaki rolü yadsınamaz. Teşekkürler Robert Horry, teşekkürler Derek Fisher, teşekkürler Samaki Walker, teşekkürler ‘Cross-over mağduru’ Tyronn Lue, teşekkürler Slava Medvedenko. Hepinize ,özellikle benim jenerasyonuma, basketbolun ne olduğunu öğrettiğiniz ve sevdirdiğiniz için ‘TEŞEKKÜRLER’ …

Yazı:Emre Yılmaz

Yorumları Oku

Şapkadan Tavşan Çıkarmak



Bir takım düşünün ki kısıtlı bütçeler ile Avrupa' nın devlerine kafa tutsun, bir takım düşünün ki ilk beşini muhtemel rakiplerine satıp, uygulamak istediği mentaliteyi yine sahaya kusursuzca yansıtsın, bir takım düşünün ki en vasat oyuncularından bile maksimum verimi alsın, bir takım düşünün ki taraftarı hiçbir zaman yalnız bırakmasın... Evet bu takımın adını söyler gibi oldu herkes. Avrupa basketbolunda devrim yaratan takımın adı Partizan' dı şu son yıllarda. Ağzımız açık olarak izlediğimiz, hayran kaldığımız takımın adıdır Partizan. İsterseniz Avrupa' nın "çılgın çocuklarına" dair bir yolculuğa çıkalım.



Öncelikle söylemeliyim ki Partizan efsanesinin ardında Koç Dusko 'Dule' Vujosevic yatıyor. Bir takımın başarısındaki en önemli unsurlardan biri de koç faktörüdür. Bunun en iyi örneğini bize 'Dule gösterdi. Kurt Hoca, elindeki malzemeyi nasıl kullanacağını çok iyi biliyor. Dusko, her oyuncudan maksimum verimi almayı çok iyi başarıyor. Onu da Vujosevic yapan özellik bu sanırım. Sırp Koç, ülkemizde Play - Off' a kalan takımların kadrosunda bile istemeyeceği isimleri birer yıldız haline getirmeyi çok iyi biliyor. Aslında Dusko bir anlamda, oyunculara verdiği değerin karşılığını alıyor son 3 yılda. Takıma tam anlamıyla alt yapı takımı ruhu kazandırmaya başarmış durumda. Takımın başarısındaki diğer bir faktör olarak ‘Dule’ nin oyuncularıyla baba-oğul ilişkisi içinde olması gösterilebilir.



Partizan için başka bir pencere açacak olursak, bunun adı yıldız adayı oyuncular ve yeniden doğan oyuncular olur. Takımdan Uros Tripkovic, Novica Velickovic, Stephan Lasme ve Milos Tepic' in ayrılmasında sonra kimse Partizan' dan büyük bir başarı beklemiyordu. Herkes yenilenme ve baştan yapılanma dönemine girildiğini düşünüyordu. Bu fikirde olan çoğu kişi, sezon boyunca Alex Maric, Jan Vesely ve Lester Bo McCalebb' in neler yapabileceklerini hayal bile edemezlerdi.



Alex Maric, Avustralya' da yetişmiş Sırp asıllı bir pivot. Hem Avustralya hem Amerikan spor akademilerinden geçmiş olan bir basketbolcu. Takıma öyle iyi uyum sağladı ki, Euroleague' de ilk tur maçlarının en değerli oyuncusu seçildi. Oynadığı maçlarda, oyunu domine eden adam konumunda yer aldı. Jan Vesely ise Çek basketbolunun çok şeyler beklediği yıldız adayı bir basketbolcu. Bu sezon beklentileri o kadar aştı ve kendini geliştirdi ki, Avrupa' nın gelecek vaat eden bir numaralı oyuncusu haline geldi. Fastbreak oyununa yatkınlığı ve atletik stili ona büyük artı katıyor. Lester Bo McCalebb ise önceki seneyi Mersin B.Ş.B' de geçiren bir guard. Takıma, ilk senesinde öyle iyi uyum sağlayıp, katkı sağladı ki, Top 8 gören kadrodan giden guardlar hatırlanmadı bile. Takımın uzunlarını, özellikle Alex Maric ve Slavko Vranes' i çok iyi beslemesi, takım oyunun sahaya iyi bir şekilde yansımasını sağladı. Euroleague Final Four' unda Olympiacos' a karşı gösterdiği performans izleyenlerin hafızlarına kazındı.



Peki yeniden doğan oyuncular kimlerdi ? Dusan Kecman, Alexander Rasic, Petar Bozic, Slavko Vranes gözümüze çarpan isimlerdi. Dusan Kecman, kadroda daha önceden Final – Four oynamış tek isimdi. Yani bir anlamda takımda büyük tecrübeye sahip olan tek oyuncuydu. Alexander Rasic, bir dönem Efes Pilsen’ de de oynamış fakat beğenilmeyip gönderilmiş bir guard. Slavko Vranes’ te yine ülkemizde denenip, geri gönderilen oyunculardan.



Partizan taraftarına da küçük bir bölüm ayırmamız lazım. Onlar gerek Pionir Arena’ da gerek 22.000 kişilik Belgrad Arena’ da Partizan’ ı hiç yalnız bırakmadılar. Destekleriyle başta Barcelona maçı olmak üzere birçok maçın kazanılmasında büyük rol oynadılar.



3 yıldır bir takım izliyoruz, hep onlarla ilgili övgü dolu yazılar yazıyoruz. Peki bizim ülkemizdeki idareciler hiç mi bu takımı izlemiyorlar ? Hiç mi bu takımın küçük bir parçasını kendine örnek almıyorlar ? Vujosevic, 2001 yılında göreve geldiğinden beri her yıl şapkadan ayrı bir tavşan çıkarmaya devam ederken, hatta her sene bu illüzyonuna bir etkileyici sahne eklerken, neden bizim ülkemizde bu tavşan, şapkanın en dibine sıkıştırılmaya çalışılıyor ?

Yazı:Emre Yılmaz

Yorumları Oku

5 Senedir Aynı Hikaye



5 senedir aynı hikayeyi dinleyip,aynı filmi izliyoruz.5 senedir her sezon başı geldiğinde acaba bu sene olacak mı,bu sene başarabilecek miyiz diyoruz kendi kendimize.Sonuç:Koca bir sıfır.Peki neden bu böyle,neden böyle oluyor.Acaba nedenler yönetimde sorgulanıyor mu? Oyuncular kendi aralarında bu nedenleri tartışıyorlar mı? Galiba böyle birşey yapmıyorlar.Peki Mavericks takımında bu senenin getirdiği hayal kırıklığı nelerdir,nasıl önlenebilir?



Bildiğimiz gibi Dallas Mavericks 5 sene önce NBA finalinde Miami Heat ile karşı karşıya gelmiş ve final serisini kaybetmişti.Nasıl kaybettiği ise işin ayrı bir boyutu zaten.Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki 5 sene içerisinde takım iyiye gidecekken,takımda istikrarsız bir şekilde aşağıya düşüş başladı.Finaller ve ondan öncesinde bile koç Avery Johnson önderliğinde (her ne kadar final serisinde biz Mavericks taraftarlarına saç baş yoldursada) ne yaptığını bilen,nasıl oynamnası gerktiğini bilen,takım halinde hücum yapıp,takım halinde savunma yapması bilen bir takım karşımızda duruyordu.Hücumda top herkesin eline değiyor,herkes topu iyi ve gerekli bir şekilde kulanıyor (her ne kadar hücumda Nowitzki gibi bir yıldızın katkısı diğerlerinden daha fazla olsada) ve savunmada bile herkes takım halinde hareket ediyordu.Yinede sene sonunda büyük bir şok atlatılmıştı.Bu şokun birçok nedeni olabilirdi fakat herkes biliyordu ki bu takım güçlü bir takımdı ve bunu yeniden başarabilirdi.Takım bu parolayla bir sonraki sezona hazırlanıyordu ve 2006-2007 yılına öyle bir başlangıç yaptıki takım,adeta diğerlerine bizler hala burdayız,bizleri unutmayın şeklinde mesajlar veriyorlardı.Bir önceki sezon şampiyonluğu finalde kaybettikleri Miami Heat takımı bile son sıraları oynarke,Dallas Mavericks büyük bir ivme yakalayarak NBA birinciliğini ve playofflarda 8. ile eşleşmeyi elde etmişti.8. kimdi peki? 2007 senesinde playofflara 8. sıradan kimin girdiği o sene çok konuşulmuştu.Neden mi? Çünkü onlar otoriteler tarafından NBA da 2007 yolında şampiyonluğa ulaşaklarına kesin gözüyle bakalın,sezonda sadece 15 malübiyet alan ( bunlardan üçünü playoff ilk turuna 8. sıradan giren ve kendilerini eleyen Golden State Warriors) takımı elemişlerdi.O takım kimdi peki ? O takım 9 sene Mavericks takımında koçluk yapmış,adeta Mavericks takımının oyun sisteminin temellerini atan adam olan Don Nelson adında bir koçun takımı olan Golden State State Warriors tu.Eee hal böyle olunca ilk turda olunca elenmek kaçınılmaz olmuştu.

Bu hüsranında birçok sebebi var tabi ama,bu sebeblere şimdi girmek istemiyorum.Artık herşey geride kalmıştı ve takımın önünde yepyeni bir sezon vardı.Aynı oyuncularla yoluna devam eden Mavs savunmaya yeni takviyeler yapmıştı.Yeni sezona savunma ağırlıklı bir oyun sistemi giren takım geçen seneki gibi galibiyet serileri,sürekli ligin tahtında kalmak gibi başarıları yakalayamasada başlangıçta işler fena gitmiyordu.Sezon ortasında lige All-Star arası verilirken Dallas Mvericks ve New Jersey Nets takımları arasında ilginç bir takas gerçekleşti.Takasa göre Mavericks takımının genç oyun kurucusu Davin Harris ile Nets takımının ve Mavericks takımının eski oyuncu olan Jason Kidd yer değiştirecekti.Bu takas gerekli miydi peki? Onu zaman gösterecekti.Artık ligin görüntüsü değişmişti.Yepyeni takımlar ortaya çıkıp üst sıralara oynuyordu ve batı konferansında bütün dengeler takımların arzulu oyunları nedeniyle bozuluyordu.Bu takas takımı biraz yaşlandırsa da Davin Harris gibi bir genç oyuncunun karşı takımlarının deneyimli oyun kurucularına karşı biraz etkisiz kalması bu takası gerekli kılmıştı.Ama bu takas bile takımın görüntüsüne artı bir hareketlilik kazandırmamıştı. (birkaç maç dışında tabi) Normal sezonun sonlarına doğru takımın süper yaldızı olan Alman Dirk Nowitzki ninde sakatlanması ve 2 hafta oynayamayacak olması takımı iyice gerilere doğru itmiş,takımı playofflara yedinci sıradan girmesini sağlayıp,o sezon müthiş çıkış yapan ve Chris Paul önderliğinde playofflara 2. sıradan girmeyi başaran New Orleans Hornets ile eşleşmeyi zorlamıştı.Nitekim Nowitzki nin sakatlığının iyileşmesi ve takımını playoff maçlarında yalnız ırakmaması takımı ve taraftarları morallendirsede,takımın bir önceki sezonda olduğu gibi ilk turda elenmesini engelleyemiyordu.

Dallas Mavericks iki sene üst üste playofflara ilk turda veda etmişti ve takımda önemli bi değişikliğin yapılması gerekiyordu.Buda koç Avery Johnson un görevinden alınıp yerine ligin önemli koçlarından biri olan Rick Carlise ın göreve gelmesini sağlamıştı.Carlise güçlü detroit ve İndiana takımlarının temellerini atmış ve onların yukarılara çıkmasında büyük katkı sağlamıştı.Aynı şeyi burda da yapması bekleniyordu.Takım ilk senede geçmiş iki seneden iyi performans göstermişti.En azından geçmiş iki seneye nazaran playofflara ikinci turda veda etmiştiHani diyoruz ya takım her sezon o sezon için büyük patlama gösteren takımlara eleniyor diye.İşte o sezonda playofflara o sezon önemli bir çıkış yapan Denver Nuggets takımına elenmişti.

Artık kalıcı çözümler bulmak gerekiyordu ama bu bir türlü başarılamıyordu.Takım artık gitgide kötüleşiyordu ve o eski,güçlü,saha içinde birlikte hareket eden takım gitmiş yerine adeta herkesin başına buyruk oynayadığı bir takım ortaya çıkmıştı.Takımdaki öenli pivot eksikliği hala hissediliyordu ve sezon içeisinde gerçekleşen Howard-Butlar takası bile bu felaket sona çözüm olmamıştı.Tkım diğer senelerde olduğu gibi ilk turda playofflara veda etmişti ve bu sefer ligin en yaşlı ve yavaş takımı olan Spurs e karşı (ezeli rakipleri aynı zamanda) kaybetmeleri işi iyice çığırından çıkarmıştı.Bakalım yeni sezonda bizleri neler bekleyecek? Sezona yine şampiyonluk parolasında girsekte fazla bir umuduğumuz olduğunu söyleyemeyiz.Artık takımın daha istekli ve arzulu olması gerekli.Eğer bu takas sezonununda iyi kulanılıp eksik bölgelere önemli oyuncular alınırsa ve takımın oyun sisteminde değişikli olursa ki umarım olur takım başarıya ulaşacaktır.

Yazı:HAKAN İNCİ

Yorumları Oku

09-10 TBL Final Serisi


Son yıllarda olduğu gibi çeyrek final ve yarı final serilerinde rakiplerini kolayca geçerek finale geldi iki takım da. Normal sezonda yapılan maçların ikisini kazanan zaten 1-0’ı cebe koyuyordu. Efes Pilsen Avrupa’da yaşadığı hezimet sonrası “Başarımız var.” Diyebilmek için sezonu en azından bir kupayla kapatmanın planlarını yaparken, yıllar sonra Türkiye Kupası hasretine son veren Fenerbahçe Ülker de dublenin peşindeydi. Seri öncesinde otoritelerce kağıt üstünde yapılan değerlendirmelerde favori hep Efes Pilsen olarak gösterildi. Fakat günlük performansların ne denli önemli olduğunu geçtiğimiz serilerden biliyoruz.

Serinin ilk karşılaşması Ayhan Şahenk’te boş tribünler önünde oynandı. Koca sezon bu müthiş seriyi bekleyen taraftarlara yapılacak en büyük kazıklardan birini yaptı kulüpler. Bilet fiyatları dudak uçuklatıcı hale gelince televizyon yayını tercih edildi. İki büyük kulübe yakışmayacak şekilde başlayan seride aslında tek bir takım vardı sahada akıl olarak. Efes Pilsen takımında final havasına girememiş, bitse de gitsek kimliğine bürünmüş oyuncu yapısı vardı sahada, tek yapabildikleri iş iki pota arasında gidip gelmek ve topu Charles Smith’e vermekti. F.Bahçe Ülker gerek ofansı, gerek defansı iyi yaparak rakibinin kafasında maçı kazanabilme düşüncesini silip attı. Zaten ilk çeyrekte oluşan farktan sonra zaten mental olarak maçta olmayan Efes kopuverdi oyundan. Fenerbahçe Ülker’de ilk final maçına çıkan Roko Ukic’in sayı ve asist istatistikleri göz kamaştırıcıydı ki, pota altında da Semih-Oğuz-Mirsad üçlüsü yıkmıştı Efes’i.Saha avantajını eline geçiren Fenerbahçe Ülker’den beklentiler durumu 2-0 yapıp bir adım daha öne geçmekti. Tabii yapılan bu yorumlar Efes’in düşük performansına göre değerlendirildi. İkinci maç tam da beklenildiği gibi başladı. Sanki ilk maçın kopyası gibiydi ilk çeyrek. Sert savunmalar arasından atılan 10 adet üçlüğün hiçbirinde isabet bulamayan iki güçlü ekip vardı sahada. Maçın ikinci bölümünde toparlanan Efes Pilsen, pota altından Kaya’yı besleyerek maöı dengeledi. Ardından maçı Efes’e getiren adam Ender Arslan sahne aldı. Sahada bir Jason Kidd görüntüsü veren Ender’i durdurmayı başaramadı sarı – lacivertliler. Son çeyreğe başa baş girildiğinde Ergin Ataman’ın pek şans vermediği Nachbar’ın katkılarıyla yakalanan seri ile Efes 1-1 yaptı durumu.

Oynanan iki maçta basketbolun seyir zevki adına pek bir şey göremesek de, sahadaki mücadele, kulaklara kadar gelen kemik sesleri şimdilik tatmin ediyordu bizleri. Bu zamana kadar yabancılarından istenen katkının çok çok altlarda kalmasına rağmen serinin 1-1 olması Efes adına bir piyangoydu. Üçüncü maç Charles Smith’in günüydü ki, ilk çeyrekten kendini belli etmişti. İlk yarının bitimine kadar Efes’i maça ortak eden tek adam olan Charles Smith’e destek üçüncü çeyrekte Igor Rakocevic’ten geldi. Efes, ilk çeyreğini geride bitirdiği maçın devresine önde gitmişti. Farkı da 17 sayılara kadar çıkartan Efes, ben dahil çoğu kişinin beyninde maçı bitirmişti. Ama Ertuğrul Erdoğan’ın Banvit maçında yaptığı ön saha presi ibreyi tekrar Fenerbahçe Ülker’e döndürüverdi. Sadece 15 dakikada 17 sayı farktan geri gelen sarı – lacivertli ekip maçtan da 72-70 galip ayrılmayı başardı.

Kimine göre mucize, kimine göre bilek hakkı olarak nitelendirilen bu galibiyet, Fenerbahçe Ülker’in motivasyonunu iyice artırmıştı. Serinin dördüncü maçında önceki maçlara nazaran daha kararlı görünen bir Efes Pilsen vardı sahada. Savunmada daha da sertleşen mavi beyazlıların o günkü sürprizi Sinan Güler oldu. Ukic’i savunması için oyuna sürülen Sinan 3/3 üçlük sokarak oyunun Efes’te olmasını sağladı. Tabii onun yanında Charles Smith, Preston Shumpert, ve Mario Kasun müthiş oynadılar. 30 dakika bittiğinde Efes’in maçı kazanacağını düşünen ben, son çeyrekte benchten gelen Emir Preldzic’i hiç hesaba katmamıştım. Arka arkaya 3 tane üçlük sokan Emir, yaptığı asistlerle de neredeyse çeyrekte atılan tüm sayılarda önderlik yaptı. Mirsad ve Vidmar’ın can siperane savunmalarıyla Efes’e sayı imkanı vermeyen Fenerbahçe Ülker yine sahadan galip ayrılan taraf oldu.

Demorolize olmuş, seride 3-1 geriye düşmüş, Thornton ve Kerem Tunçeri’yi sakatlığa kurban etmiş bir Efes Pilsen’in teslim bayrağını göndere çekeceğini düşünenler, önce Ender’in maç öncesi yaptığı açıklamalarla “Acaba” dediler. Beşinci maça inanılmaz başlayan Ömer Onan’ın sayılarına rağmen oyuna hükmeden ekip Efes’ti. Üçüncü çeyreğin ortalarına kadar Fenerbahçe Ülker’e maçta öne geçme şansı tanımamaları da bunu kanıtlayan olaydı zaten. Takımın tek oyun kurucusu Ender, elinden gelenin fazlasını yaptı, o benchteyken de zorunlu olarak Igor Rakocevic getirdi topları. Bu zor şartlar altında 40 dakikanın sonunda skor tabelasında 83-79’luk Efes galibiyeti yazıyordu.

Efes Pilsen, az da olsa umutlanmıştı seriyi eşitleyebilmek için. F.Bahçe Ülker’in beşinci maçtaki vurdumduymaz tavrının da Efes’e yardım ettiğini söyleyelim. 6. maç, tıklım tıklım tribünler önünde Abdi İpekçi’deydi. Artık kupanın burada kaldırılmasını bekleyen ve isteyen binler karşısında 40 dakikalık bir resital sundu ev sahibi takım bizlere. İlk çeyrekte hücumlarından neredeyse hiç boş dönmeyen Fenerbahçe 30 sayı üretmiş, potasında ise sadece 12 sayıya izin vermişti. Bu 10 dakikalık süre içerisinde kötü gidişatı durdurmak içi mola bile almayan Ergin Ataman da hatalıydı bana göre. İkinci çeyrekte savunmada toparlandı Efes ancak rakibinin sert savunması karşısında skor bulmakta zorlanmaya devam ettiler. Zaten üçüncü çeyreğin bitimine doğru Efes’in hala 40’lı sayıları bulamamış olması Fenerbahçe Ülker’in insanüstü savunma yaptığının göstergesidir. O andan itibaren benchte oyuncular, tribünlerde taraftarlar şampiyonluğu kutlamaya başlamışlardı bile. Maçın kalan 10 dakikası ise gazozuna oynanmış oldu. Maç bitiminde Ergin Ataman’ın Ertuğrul Erdoğan’ı tebrik etmesi ara sıra yaşanan tatsızlıkları bir çırpıda yok ediverdi.

Şu aralar eldeki mevcut imkanlarla başarılı olamayanlara laf atan Ataman’ın aynaya bakmadığını görüyorum. Elinde Kasun-Nachbar-Kaya gibi üç kaliteli uzunu varken, sene boyunca tek uzunlu sistemde diretmesi ve zaman zaman Nachbar’dan 3, Shumpert’tan 4 numara yaratmaya çalışmasının sonucunu Efes’ten kovularak aldı. Aynı şekilde, Avrupa sayı kralı sıfatıyla gelen Rakocevic’ten verim alamayıp üstelik bir de papaz olan bir koç ile başarılı olmak hayaldi ve öyle de oldu. Olaya Fenerbahçe Ülker cephesinden bakacak olursak, Tanjevic’in rahatsızlığında takımı yöneten Ertuğrul Erdoğan’ın elindeki oyuncuların hepsinden faydalandığını ve en doğru şekilde takımı oynatmaya çalıştığını gördük. 15 sayılık farktan geri dönen Fenerbahçe Ülker, belki de onun yarattığı bir takımdır.

Yazı: Ozan Aktay

Yorumları Oku