RSS

2. Tur Deyip Geçmeyin



Sezonun sona ermesiyle birlikte, Nba’de dikkatler iki noktaya odaklandı. İlki malumunuz yıllarıdır beklenen 2010 yazı. Boşta kalan isimlerin vereceği kararlar, önümüzdeki birkaç yıl boyunca birçok takımın kaderini belirleyecek kuvvetle muhtemel. Herkesin merakla beklediği bir diğer gelişme de 2010 draftleri. Wall gibi, Turner gibi, Favors gibi potansiyelli gençler lottery pick hakkı olan takımların ağzının suyunu akıtadursun biz bu yazımızda son 10 yılda ikinci turdan seçilip de yıldız seviyesine çıkan oyuncuları değerlendireceğiz.

Hido’nun da girdiği 2000 draftiyle başlayalım değerlendirmemize. DerMarr Johnson’ların, Chris Mihm’lerin ilk 10’dan gittiği bu draftte Milwaukee öyle bir voli vurdu ki, muhtemelen bu oyuncu emekli olduğunda forması Bradley Center’ın tavanını süsleyecek. Ohio State Üniversitesinden mezun olup 2. tur 43. sıradan seçilen bu solak, cılız çocuk şu an aktif oyuncular içinde en iyi şutörlerinden biri olarak kabul edilirken, aynı zamanda yıllardır da ligin sayılı skorerlerden. 2004-2008 yılları arasında Bucks’ın en değerli oyuncusu seçildi, 2004 yılında allstar olma başarısı gösterdi ve bir çeyrekte en çok üçlük isabeti bulma rekoru kendisinde. Bahsettiğimiz isim Michael Redd. Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bu aralar biraz gözden düşse de 2000 draftinin piyangosuydu.

2001 yılında ise belki de draft sürprizi denince akla gelen ilk isim katıldı lige. Arizona koçu Lute Olson’un “Bu kafayla gidersen senden topçu falan olmaz, kendine çeki düzen vermezsen de takımımda dakika oynatmam seni.” minvalinden açıklamaları sonrası herkes “Agent 0” demeye başladı kendisine. Ancak çok çalıştı Arenas ve önce formayı kaptı, sonra da efsanevi sayılabilecek Arizona kadrosunun lideri oldu. 2. senesinin sonunda drafte katılma kararı alarak Golden State tarafından 2. tur 30. sıradan seçildi. Kariyerine şimdilik 3 allstar maçı sığdırıp, 2 kez ligin en iyi 3. beşine, bir kez de en iyi ikinci beşe seçilen birinden bahsediyoruz. O da şimdilerde sıkıntılı günler geçirse de birkaç sene öncesine kadar ligin en önemli oyuncularındandı.

2002’nin bombası Boozer’dı. Duke forması altında oldukça başarılı geçen 3 senenin ardından profesyonel olma kararı alan Boozer, Cavaliers tarafından 35. sıradan seçildi. Bu drafte 2. sıradan Jay Williams, 3. sıradan Dunleavy Jr.’ı Nba’e yollayan Blue Devils’in medar-ı iftiharı onlardan çok daha aşağıda seçilen Boozer oldu. Şimdilerde ligin en iyi yüksek post hücumcuna sahip uzunlarından biri olarak görülüyor. Her ne kadar savunması bir türlü istenen seviyeye gelemese de bu sıradan seçilen biri için fazlasıyla etkileyici bir kariyeri olduğu su getirmez bir gerçek.

Geldik lig tarihinin belki de en iyi drafti olan 2003’e. Lebron, Wade, Bosh, Melo… say say bitmez. Bu nedenle alt sıralardan seçilen bir oyuncuya daha yukardan seçilmeliydi demek çok da mantıklı değil. Ama sanıyorum bu draftin piyangosu Jazz’a vurdu, her ne kadar kendileri Mo’nun kıymetini bilemese de. Piyango diyorum çünkü Sahsa Pavlovic’i ilk turdan, Mo Williams’ı ise 2. tur 47. sıradan seçtiler ve bir sene sonra da serbest bıraktılar zaten. Yani bu konuda çok da bilinçli davrandıkları veya Mo Williams’a güvendikleri söylenemez. Belki 2 sene sonra yapmış oldukları diğer Williams seçimi olmasa pişmanlıkları bu kadar hafif olmazdı. Her ne kadar playofflarda sindiği ve savunma zafiyeti olduğu düşünülse de seçildiği sıranın hakkını veriyor mu? Bence fazlasıyla.

2004’te UCLA’deki freshman senesinin ardından Nba’in yolunu tutan Trevor Ariza, Knicks tarafından 43. sıradan draft edildi. Özellikle atletizmi ve savunmasıyla ligde kendine yer edinen Ariza, şu an her takımın sahip olmak isteyeceği bir görev adamı. Lakers’ın 2009 şampiyonluğunun da x faktörlerinden.

Liseden direkt drafte girme kararı alan Monta Ellis, 2005’in sürprizlerinden. Warriors tarafından 2. tur 40. sırada seçilen “The Mississippi Bullet” takımının mevcut sisteminin de etkisiyle ligin önemli skorerlerinden biri haline geldi ve 2007 yılında en çok gelişme gösteren oyuncu ödülünü aldı.

2006 draftine aşağılardan seçilip damga vuran isim ise Paul Millsap oldu. Louisiana Tech formasıyla 3 yıl boyunca kolej liginin altını üstüne getiren Millsap, 3 sene üst üste ribaunt kralı olmasına karşın kendsine bu draftte 47. sırada yer bulabildi. Onun potansiyeline güvenen Jazz şimdilerde Boozer’ı takımda tutma konusunda kararsız. Varın gerisini siz düşünün.

2007’de Lakers tarafından 48. sıradan seçilen Marc Gasol, burada forma giyemeden abisi karşılığında Grizzlies’ın yolunu tuttu. Halen büyük bir hızla kendini geliştirmekte. Oyun zekası bir guard kadar iyi, bileği bir şutör kadar düzgün. Sanırım tek sorun bulunduğu takım.

2008’in sürprizi olarak göze batan birkaç oyuncu var Chalmers gibi, Dragic gibi. Ama şahsi favorim Mbah a Moute. UCLA formasıyla Ncaa finali oynadıktan 2 sene sonra profesyonel olma kararı alan Moute 37. sırada Bucks tarafından seçildi. Hücumu pek yeterli olmasa da savunmada takımına önemli katkılar veriyor. Ligin en önemli aktif Afrikalılarından.

Geldik geçtiğimiz seneye. Bu draftten gelen oyuncuları henüz bir sene izleyebildik ve haklarında bir şeyler söyleyebilmek için henüz erken olabilir. Ancak 37. sıradan Spurs’e giden DeJuan Blair, 39. sıradan Pistons tarafından seçilen Jonas Jerebko, 43. sıradan Miami tarafından seçilen fakat sonrasında takasla Hornets’e geçen Marcus Thornton ve 44. sıradan Pistons tarafından seçilip tıpkı Thornton gibi takasla Rockets’ın yolunu tutan Chase Badinger seçildiği yerin hakkını fazlasıyla veren isimlerden birkaçı.

Son olarak 2010 drafti için de benzer, kısa bir değerlendirme yapıp noktalayalım yazıyı. Şimdilik mock dratte ikinci tur olarak görünen Luke Harangody, Jeremy Hazell, Matt Bouldin, Willie Warren, Art Parakhouski ilerde fena yerlere gelmeyeceğini düşündüğüm oyunculardan. Kim bilir belki içlerinden bir Arenas, bir Boozer çıkar, biz de seneler sonra 2010 draftinin piyangosu da bunlardı diye karalarız bir şeyler.

0 yorum: