RSS

Milenyumun Tartışılmaz Hakimi


Milenyum kelime anlamı olarak 2001 yılını ifade etse de bazı durumlarda 2000’li yıllar anlamına da gelmektedir. Milenyum artı (+) NBA formülünü uyguladığımızda önümüze çıkacak tek eşitlik Los Angeles Lakers olacaktır. Ben de basketbol tarihinin 2000’li yıllarının başına damga vurmuş olan efsane kadroya dair inceleme / analiz yaptım. Gelin sizlerle bu başarılı ve sansasyonlarla dolu beş yıla göz atalım.

Lakers, ‘Magic Johnson ile başarılı geçen yılların ardından bir duraklama ve gerileme dönemine girmişti. Yeniden yapılanmaya gitmesi gerektiğini anlayana Lakers’ da, genel menajer Jerry West, 1996 yılı draftlarında önemli bir karar aldı. Kobe Bryant’ taki geleceği gören West, Vlade Divac karşılığında Charlotte Hornets’ den Kobe’ yi takas etti. Birkaç yıldır devam eden Lakers’ ın kötü durumu için bu karar bir dönüm noktası oldu. Lakers, aynı yıl içinde final oynamış ve Houston Rockests’ a süpürülmüş Orlando Magic’ in en önemli parçalarından biri olan Shaquille O’neal’ ı “free agent” fırsatından yararlanarak kadrosuna katmıştı. Aynı yıl draftlarda ilk tur yirmi dördüncü sıradan Lakers tarafından seçilen Derek Fisher ile takımın iskeleti yavaş yavaş oluşturulmaya başlandı. Koç Del Harris ile başlanan uzun yol Play - off ' larda Konferans yarı finalinde Utah Jazz karşısında 4-1 elenerek bitmişti.1997 - 98 sezonunda ise Shaq bireysel olarak iyi bir sezon geçirmiş ve NBA ilk beşine seçilmişti. Lakers, batıda sezonu üçüncü sırada bitirmişti, fakat yine NBA finaline çıkılamamıştı.1998-99 sezonuna gelindiğinde yine Play - off' larda başarılı olunamamış, o sezonun şampiyonu San Antonio Spurs, Lakers'ı 4-0 ile süpürmüştür.

Artık köklü bir değişikliğin zamanının geldiğini anlayan Lakers yönetimi, Koç Del Harris ile yolları ayırarak, takımın başına Chicago Bulls ile 6 kez şampiyonluk yaşamış ve ayrılmış olan Phil Douglas Jackson' ı getirdi. Efsane Lakers dönemi de tam da burada başlamış oldu.



1999 - 00 Sezonu :



Bu yıl, gazeteciler arasında ‘Return to Dominance’ olarak adlandırılır. Bu nedeni tahmin etmek çok ta zor değil. Dokuz yılın ardında gelen şampiyonluğu böyle değerlendirmek yanlış olmazdı sanırım. Takıma başarılı ve tecrübeli bir koç, iki büyük yıldız ve Robert Horry, Derek Fisher, Rick Fox gibi görev adamları katılınca efsane kadro ortalığı kasıp kavurmaya başladı. Başarıya aç oyunculardan hiçbiri daha önce bir şampiyonluk kazanmamışlardı. Bu da Lakers, için büyük bir itici faktör oldu. Normal sezonda 67 maç kazanarak, Lakers tarihinin rekorunu kırdılar. Play- off’ lara iyi durumda gelmişlerdi. İlk turda Kings’i eleyen Lakers’ ta Kobe, ikinci ve dördüncü maçta 32, üçüncü maçta 35 sayı atarak izleyenlerin gözlerine takılıyordu. Batı finalinde Scottie Pippen’ ı da kadrosunda bulunduran Portland Trail Blazzers rakipti. Çok zor bir final olacağı maçların her dakikasından anlaşılıyordu. Lakers, Arvydas Sabonis’ li, Bonzi Wells’ li, Scottie Pippen’ lı Blazers’ı yedinci maç sonunda 89-84 yenerek 9 yıl aradan sonra NBA finallerine çıkıyordu. Bu sefer finalde rakip Reggie Miller’ ı da kadrosunda bulunduran Indiana Pacers’ tı. Pacers’ ı finalde kolay geçen Lakers, 9 yıl aradan sonra NBA şampiyonu olmayı başardı. Finallerin MVP’ si hakkettiği şekilde Shaquille O’neal olmuştu. Efsane ilk basamağı başarıyla geçmişti.



2000 – 01 Sezonu :



2001 sezonunda Kobe ile Shaq arasında gerginlik giderek arttı. Bunun sebebi olarak ta Shaq’ ın Kobe’ ye göre daha fazla top kullanması ve fazla bencil davranmasıydı. Hatta bu durumu Kobe bir basın toplantısında dile getirdi. Kobe basına, Shaq ile maç içinde top bölüşmekten bıktığını, maç boyunca bütün topları ona indirmekten sıkıldığını söylüyordu. Benim şahsi

görüşüm ise Kobe’ nin de en az Shaq kadar top kullandığıdır veya basına yansıyacak kadar aralarında bir fark olmadığıdır. Bence buradaki temel sorun Kobe’ nin tek başına takıma hakim olmak istemesi ve tek yıldız olarak kalmayı arzulamasıdır. Shaq ise Kobe’ nin bu konuşmaları üzerine daha fazla sessiz kalamayarak, Kobe’nin elinde olsa maç boyunca bütün topları kullanacağını, onun maçı kazanmak gibi bir düşüncesinin olmadığını, tek amacının sayı ortalamasını yükselterek herkesten üstün olduğunu göstermeye çalıştığını söyledi.

Sezonun basketbol tarafına baktığımızda ortalığı kasıp kavuran bir Lakers vardı. Play - off' lara gelindiğinde müthiş bir form yakaladılar ve Portland'ı üç, Kings'i ve Spurs'u dört maçta süpürerek geçtiler. Herkesin beklentisi Philedelphia' yı da süpürmeleriydi. 13 Nisan' dan beri yani tam olarak 67 gündür maç kaybetmeyen, adeta bir dozere dönüşmüş boğa gibi bir takımdı Lakers. Fakat bir şeyi hesaba katmayı unuttular. 'The Answer', Lakers' ın bu oyununa bir tokat atarak onları sakinleştirdi ve büyük bir rekordan mahrum etti. Iverson, o gün 48 sayı ile oynayarak Philadelphia' nın Staples Center' da kazanmasını sağladı. Bu maçın ardından Lakers, beklentilere cevap vermeyi başardı ve seriyi 4-1 ile kazandı. Lakers, beklenmeyen yenilgiye rağmen, NBA tarihinin Play- off' lardaki en iyi galibiyet yüzdesini yakalamayı başardı.Shaq, yine finallerin MVP' si seçildi.



2001 – 02 Sezonu :



Bu sezon bir önceki sezonun aksine Shaq ve Kobe birbirlerini öven açıklamalar yaptılar. Bence bunun altında reklam haklarını ve kendi sporcu kişiliklerini zedelememek istemeleri yatıyordu. Yaz boyunca Shaq, yeni sezonda Kobe’ nin MVP ödülüne ulaşacağını umduğunu söylerken, Kobe’ de Shaq’ ın vazgeçilmez ve durdurulamaz bir pivot olduğunu söylüyordu. Hatta Kobe, bir makinanın dişlileri gibi olduklarını, iki oyuncunun da görevlerinin farklı olduğunu ve kazanmak için ne gerekiyorsa yapacaklarını söyledi. Sezonu bir önceki sezona göre daha az ihtişamla geçiren Lakers, Pasifik Grubu' nu ikinci sırada bitirdi. Yine ilk turda Blazers'ı 3-0 ile geçen yıldızlar, ikinci turda Spurs'u 4-1 geçerek Konferans finaline yükseldiler. Batı finalinde neredeyse herkesin hafızlarına kazınan Sacremento Kings - L.A Lakers eşleşmesi vardı. Birçok olayın olduğu çekişmeli seriyi Lakers, yedinci maç sonunda 4-3 kazanmayı başardı. Batı finalinin aksine NBA finalleri çok rahat geçti. Kerry Kittles' lı, Jason Kidd' li, Dikembe Mutombo' lu New Jersey Nets' i 4-0 ile süpürmeyi başardılar. Finallerin MVP' si iki sezondur olduğu gibi yine Shaq olmuştu.



2002 – 03 Sezonu :



Bu sezon için Kobe’ nin Lakers’ da daha etkin bir rol aldığını söyleyebiliriz. Kobe, normal sezonu 30.1 sayı ortalamasıyla kapatmıştı. Pasifik grubunu ikinci sırada bitiren Lakers için bu sezon önceki sezonlara göre daha sönük geçmişti. Son üç yılın şampiyonu Lakers, Batı finalinde San Antonio Spurs ile karşılaştı. Eğer bu yıl şampiyon olunursa Phil Jackson, NBA tarihinin en çok şampiyon olan koçu olacaktı. Fakat altıncı maç sonunda San Antonio Spurs, Lakers’ ı yenerek üç yıllık hanedana son vermiş oldu.



2003 – 04 Sezonu :



Sezona bir önceki yılın intikamını almak için başlayan Lakers, kadrosuna iki yaşlı kurdu kattı. Gary Payton ve Karl Malone ile müthiş bir takım haline gelindiği sanılan Lakers’ ı herkes mutlak favori olarak gösteriyordu. Fakat sezon içinde Kobe’ nin tecavüz skandalı ile suçlanması ve Shaq ile olan anlaşmazlığın büyümesi takımda büyük zararlara yer açtı. Kobe, buna rağmen sezonu 24.3 sayı ortalamasıyla tamamladı. Unutulmaz kadro Pasifik grubunu birinci, Batı Konferans’ ını ikinci sırada bitirdi. ‘Big Four’ için her şey yolunda gibi gözüküyordu. İlk turda Houston Rockets, ikinci turda Spurs, Batı finalinde sezonun MVP’ si seçilen Kevin Garnett’ li Timberwolves rahat bir oyunla geçen Lakers 2000’li yıllarda 4.defa NBA finaline yükseldi. Bu sefer rakip Rasheed ve Ben Wallace’ lı, Chauncey Billups’ lı, Rip’ Hamilton’ lı Detroit Pistons’ dı. Fakat beş maç sonucunda gülen taraf Detroit Pistons oldu ve Lakers hanedanlığı tam anlamıyla bir çöküş yaşadı. Bu seri ardından Lakers’ da büyük dağılmalar yaşandı. Takımdan Kobe ile sorunlar yaşayan Shaq, emekli olan Karl Malone, Boston’a gönderilen Gary Payton ve takımı bıraktığını açıklayan ‘Zen Master’ lakaplı koç Phil Jackson ayrıldı. Takımın 1996 yılında olduğu gibi yine yeniden yapılanma içine girmesi gerektiği anlamıştı. Miami Heat’ e giden Shaq’ a karşılık olarak Lamar Odom ve Caron Butler artık bu takımın yeni silahları olacaklardı. Yeni oluşum içerisinde Los Angeles Lakers, Kobe Bryant gibi bir süper yıldızın üzerine kurulacaktı.



Genel Bir Toparlama ve Sonuç Bölümü :



Sonuç olarak yazdığım bütün satırları özetleyecek olursak ; Lakers 1999 – 2004 yılları arasında NBA rekorlarını kırmış, üç şampiyonluk kazanmış, bir kez final oynamış efsane bir ‘takım’dı. Neden takım kelimesini tırnak içine aldığım sorulursa, onlar yeri geldiğinde takım olmayı en iyi şekilde başardılar, yeri geldiğince ayrı ayrı 12 takım haline geldiler. Belki de büyük takım olmanın sırrıydı bu, bunu asla bilemeyeceğiz. Lakers’ ın kendi açısından kazandığı sportif başarıları ve kupaları bir yana koyarsak, bu unutulmaz kadro Dünya’da birçok insana basketbol sevgisini ve heyecanını aşıladı. Dünya’nın birçok yerinde Lakers’ ın taraftarının olmasının en büyük nedeni bu beş yıllık süre içinde yapılanlardır. Tabii bu kadar egoları yüksek oyuncuları uzun bir süre zarfı boyunca bir arada tutmayı başaran Phil Jackson’ ın da büyük başarıdaki rolü yadsınamaz. Teşekkürler Robert Horry, teşekkürler Derek Fisher, teşekkürler Samaki Walker, teşekkürler ‘Cross-over mağduru’ Tyronn Lue, teşekkürler Slava Medvedenko. Hepinize ,özellikle benim jenerasyonuma, basketbolun ne olduğunu öğrettiğiniz ve sevdirdiğiniz için ‘TEŞEKKÜRLER’ …

Yazı:Emre Yılmaz

Yorumları Oku

Şapkadan Tavşan Çıkarmak



Bir takım düşünün ki kısıtlı bütçeler ile Avrupa' nın devlerine kafa tutsun, bir takım düşünün ki ilk beşini muhtemel rakiplerine satıp, uygulamak istediği mentaliteyi yine sahaya kusursuzca yansıtsın, bir takım düşünün ki en vasat oyuncularından bile maksimum verimi alsın, bir takım düşünün ki taraftarı hiçbir zaman yalnız bırakmasın... Evet bu takımın adını söyler gibi oldu herkes. Avrupa basketbolunda devrim yaratan takımın adı Partizan' dı şu son yıllarda. Ağzımız açık olarak izlediğimiz, hayran kaldığımız takımın adıdır Partizan. İsterseniz Avrupa' nın "çılgın çocuklarına" dair bir yolculuğa çıkalım.



Öncelikle söylemeliyim ki Partizan efsanesinin ardında Koç Dusko 'Dule' Vujosevic yatıyor. Bir takımın başarısındaki en önemli unsurlardan biri de koç faktörüdür. Bunun en iyi örneğini bize 'Dule gösterdi. Kurt Hoca, elindeki malzemeyi nasıl kullanacağını çok iyi biliyor. Dusko, her oyuncudan maksimum verimi almayı çok iyi başarıyor. Onu da Vujosevic yapan özellik bu sanırım. Sırp Koç, ülkemizde Play - Off' a kalan takımların kadrosunda bile istemeyeceği isimleri birer yıldız haline getirmeyi çok iyi biliyor. Aslında Dusko bir anlamda, oyunculara verdiği değerin karşılığını alıyor son 3 yılda. Takıma tam anlamıyla alt yapı takımı ruhu kazandırmaya başarmış durumda. Takımın başarısındaki diğer bir faktör olarak ‘Dule’ nin oyuncularıyla baba-oğul ilişkisi içinde olması gösterilebilir.



Partizan için başka bir pencere açacak olursak, bunun adı yıldız adayı oyuncular ve yeniden doğan oyuncular olur. Takımdan Uros Tripkovic, Novica Velickovic, Stephan Lasme ve Milos Tepic' in ayrılmasında sonra kimse Partizan' dan büyük bir başarı beklemiyordu. Herkes yenilenme ve baştan yapılanma dönemine girildiğini düşünüyordu. Bu fikirde olan çoğu kişi, sezon boyunca Alex Maric, Jan Vesely ve Lester Bo McCalebb' in neler yapabileceklerini hayal bile edemezlerdi.



Alex Maric, Avustralya' da yetişmiş Sırp asıllı bir pivot. Hem Avustralya hem Amerikan spor akademilerinden geçmiş olan bir basketbolcu. Takıma öyle iyi uyum sağladı ki, Euroleague' de ilk tur maçlarının en değerli oyuncusu seçildi. Oynadığı maçlarda, oyunu domine eden adam konumunda yer aldı. Jan Vesely ise Çek basketbolunun çok şeyler beklediği yıldız adayı bir basketbolcu. Bu sezon beklentileri o kadar aştı ve kendini geliştirdi ki, Avrupa' nın gelecek vaat eden bir numaralı oyuncusu haline geldi. Fastbreak oyununa yatkınlığı ve atletik stili ona büyük artı katıyor. Lester Bo McCalebb ise önceki seneyi Mersin B.Ş.B' de geçiren bir guard. Takıma, ilk senesinde öyle iyi uyum sağlayıp, katkı sağladı ki, Top 8 gören kadrodan giden guardlar hatırlanmadı bile. Takımın uzunlarını, özellikle Alex Maric ve Slavko Vranes' i çok iyi beslemesi, takım oyunun sahaya iyi bir şekilde yansımasını sağladı. Euroleague Final Four' unda Olympiacos' a karşı gösterdiği performans izleyenlerin hafızlarına kazındı.



Peki yeniden doğan oyuncular kimlerdi ? Dusan Kecman, Alexander Rasic, Petar Bozic, Slavko Vranes gözümüze çarpan isimlerdi. Dusan Kecman, kadroda daha önceden Final – Four oynamış tek isimdi. Yani bir anlamda takımda büyük tecrübeye sahip olan tek oyuncuydu. Alexander Rasic, bir dönem Efes Pilsen’ de de oynamış fakat beğenilmeyip gönderilmiş bir guard. Slavko Vranes’ te yine ülkemizde denenip, geri gönderilen oyunculardan.



Partizan taraftarına da küçük bir bölüm ayırmamız lazım. Onlar gerek Pionir Arena’ da gerek 22.000 kişilik Belgrad Arena’ da Partizan’ ı hiç yalnız bırakmadılar. Destekleriyle başta Barcelona maçı olmak üzere birçok maçın kazanılmasında büyük rol oynadılar.



3 yıldır bir takım izliyoruz, hep onlarla ilgili övgü dolu yazılar yazıyoruz. Peki bizim ülkemizdeki idareciler hiç mi bu takımı izlemiyorlar ? Hiç mi bu takımın küçük bir parçasını kendine örnek almıyorlar ? Vujosevic, 2001 yılında göreve geldiğinden beri her yıl şapkadan ayrı bir tavşan çıkarmaya devam ederken, hatta her sene bu illüzyonuna bir etkileyici sahne eklerken, neden bizim ülkemizde bu tavşan, şapkanın en dibine sıkıştırılmaya çalışılıyor ?

Yazı:Emre Yılmaz

Yorumları Oku

5 Senedir Aynı Hikaye



5 senedir aynı hikayeyi dinleyip,aynı filmi izliyoruz.5 senedir her sezon başı geldiğinde acaba bu sene olacak mı,bu sene başarabilecek miyiz diyoruz kendi kendimize.Sonuç:Koca bir sıfır.Peki neden bu böyle,neden böyle oluyor.Acaba nedenler yönetimde sorgulanıyor mu? Oyuncular kendi aralarında bu nedenleri tartışıyorlar mı? Galiba böyle birşey yapmıyorlar.Peki Mavericks takımında bu senenin getirdiği hayal kırıklığı nelerdir,nasıl önlenebilir?



Bildiğimiz gibi Dallas Mavericks 5 sene önce NBA finalinde Miami Heat ile karşı karşıya gelmiş ve final serisini kaybetmişti.Nasıl kaybettiği ise işin ayrı bir boyutu zaten.Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki 5 sene içerisinde takım iyiye gidecekken,takımda istikrarsız bir şekilde aşağıya düşüş başladı.Finaller ve ondan öncesinde bile koç Avery Johnson önderliğinde (her ne kadar final serisinde biz Mavericks taraftarlarına saç baş yoldursada) ne yaptığını bilen,nasıl oynamnası gerktiğini bilen,takım halinde hücum yapıp,takım halinde savunma yapması bilen bir takım karşımızda duruyordu.Hücumda top herkesin eline değiyor,herkes topu iyi ve gerekli bir şekilde kulanıyor (her ne kadar hücumda Nowitzki gibi bir yıldızın katkısı diğerlerinden daha fazla olsada) ve savunmada bile herkes takım halinde hareket ediyordu.Yinede sene sonunda büyük bir şok atlatılmıştı.Bu şokun birçok nedeni olabilirdi fakat herkes biliyordu ki bu takım güçlü bir takımdı ve bunu yeniden başarabilirdi.Takım bu parolayla bir sonraki sezona hazırlanıyordu ve 2006-2007 yılına öyle bir başlangıç yaptıki takım,adeta diğerlerine bizler hala burdayız,bizleri unutmayın şeklinde mesajlar veriyorlardı.Bir önceki sezon şampiyonluğu finalde kaybettikleri Miami Heat takımı bile son sıraları oynarke,Dallas Mavericks büyük bir ivme yakalayarak NBA birinciliğini ve playofflarda 8. ile eşleşmeyi elde etmişti.8. kimdi peki? 2007 senesinde playofflara 8. sıradan kimin girdiği o sene çok konuşulmuştu.Neden mi? Çünkü onlar otoriteler tarafından NBA da 2007 yolında şampiyonluğa ulaşaklarına kesin gözüyle bakalın,sezonda sadece 15 malübiyet alan ( bunlardan üçünü playoff ilk turuna 8. sıradan giren ve kendilerini eleyen Golden State Warriors) takımı elemişlerdi.O takım kimdi peki ? O takım 9 sene Mavericks takımında koçluk yapmış,adeta Mavericks takımının oyun sisteminin temellerini atan adam olan Don Nelson adında bir koçun takımı olan Golden State State Warriors tu.Eee hal böyle olunca ilk turda olunca elenmek kaçınılmaz olmuştu.

Bu hüsranında birçok sebebi var tabi ama,bu sebeblere şimdi girmek istemiyorum.Artık herşey geride kalmıştı ve takımın önünde yepyeni bir sezon vardı.Aynı oyuncularla yoluna devam eden Mavs savunmaya yeni takviyeler yapmıştı.Yeni sezona savunma ağırlıklı bir oyun sistemi giren takım geçen seneki gibi galibiyet serileri,sürekli ligin tahtında kalmak gibi başarıları yakalayamasada başlangıçta işler fena gitmiyordu.Sezon ortasında lige All-Star arası verilirken Dallas Mvericks ve New Jersey Nets takımları arasında ilginç bir takas gerçekleşti.Takasa göre Mavericks takımının genç oyun kurucusu Davin Harris ile Nets takımının ve Mavericks takımının eski oyuncu olan Jason Kidd yer değiştirecekti.Bu takas gerekli miydi peki? Onu zaman gösterecekti.Artık ligin görüntüsü değişmişti.Yepyeni takımlar ortaya çıkıp üst sıralara oynuyordu ve batı konferansında bütün dengeler takımların arzulu oyunları nedeniyle bozuluyordu.Bu takas takımı biraz yaşlandırsa da Davin Harris gibi bir genç oyuncunun karşı takımlarının deneyimli oyun kurucularına karşı biraz etkisiz kalması bu takası gerekli kılmıştı.Ama bu takas bile takımın görüntüsüne artı bir hareketlilik kazandırmamıştı. (birkaç maç dışında tabi) Normal sezonun sonlarına doğru takımın süper yaldızı olan Alman Dirk Nowitzki ninde sakatlanması ve 2 hafta oynayamayacak olması takımı iyice gerilere doğru itmiş,takımı playofflara yedinci sıradan girmesini sağlayıp,o sezon müthiş çıkış yapan ve Chris Paul önderliğinde playofflara 2. sıradan girmeyi başaran New Orleans Hornets ile eşleşmeyi zorlamıştı.Nitekim Nowitzki nin sakatlığının iyileşmesi ve takımını playoff maçlarında yalnız ırakmaması takımı ve taraftarları morallendirsede,takımın bir önceki sezonda olduğu gibi ilk turda elenmesini engelleyemiyordu.

Dallas Mavericks iki sene üst üste playofflara ilk turda veda etmişti ve takımda önemli bi değişikliğin yapılması gerekiyordu.Buda koç Avery Johnson un görevinden alınıp yerine ligin önemli koçlarından biri olan Rick Carlise ın göreve gelmesini sağlamıştı.Carlise güçlü detroit ve İndiana takımlarının temellerini atmış ve onların yukarılara çıkmasında büyük katkı sağlamıştı.Aynı şeyi burda da yapması bekleniyordu.Takım ilk senede geçmiş iki seneden iyi performans göstermişti.En azından geçmiş iki seneye nazaran playofflara ikinci turda veda etmiştiHani diyoruz ya takım her sezon o sezon için büyük patlama gösteren takımlara eleniyor diye.İşte o sezonda playofflara o sezon önemli bir çıkış yapan Denver Nuggets takımına elenmişti.

Artık kalıcı çözümler bulmak gerekiyordu ama bu bir türlü başarılamıyordu.Takım artık gitgide kötüleşiyordu ve o eski,güçlü,saha içinde birlikte hareket eden takım gitmiş yerine adeta herkesin başına buyruk oynayadığı bir takım ortaya çıkmıştı.Takımdaki öenli pivot eksikliği hala hissediliyordu ve sezon içeisinde gerçekleşen Howard-Butlar takası bile bu felaket sona çözüm olmamıştı.Tkım diğer senelerde olduğu gibi ilk turda playofflara veda etmişti ve bu sefer ligin en yaşlı ve yavaş takımı olan Spurs e karşı (ezeli rakipleri aynı zamanda) kaybetmeleri işi iyice çığırından çıkarmıştı.Bakalım yeni sezonda bizleri neler bekleyecek? Sezona yine şampiyonluk parolasında girsekte fazla bir umuduğumuz olduğunu söyleyemeyiz.Artık takımın daha istekli ve arzulu olması gerekli.Eğer bu takas sezonununda iyi kulanılıp eksik bölgelere önemli oyuncular alınırsa ve takımın oyun sisteminde değişikli olursa ki umarım olur takım başarıya ulaşacaktır.

Yazı:HAKAN İNCİ

Yorumları Oku

09-10 TBL Final Serisi


Son yıllarda olduğu gibi çeyrek final ve yarı final serilerinde rakiplerini kolayca geçerek finale geldi iki takım da. Normal sezonda yapılan maçların ikisini kazanan zaten 1-0’ı cebe koyuyordu. Efes Pilsen Avrupa’da yaşadığı hezimet sonrası “Başarımız var.” Diyebilmek için sezonu en azından bir kupayla kapatmanın planlarını yaparken, yıllar sonra Türkiye Kupası hasretine son veren Fenerbahçe Ülker de dublenin peşindeydi. Seri öncesinde otoritelerce kağıt üstünde yapılan değerlendirmelerde favori hep Efes Pilsen olarak gösterildi. Fakat günlük performansların ne denli önemli olduğunu geçtiğimiz serilerden biliyoruz.

Serinin ilk karşılaşması Ayhan Şahenk’te boş tribünler önünde oynandı. Koca sezon bu müthiş seriyi bekleyen taraftarlara yapılacak en büyük kazıklardan birini yaptı kulüpler. Bilet fiyatları dudak uçuklatıcı hale gelince televizyon yayını tercih edildi. İki büyük kulübe yakışmayacak şekilde başlayan seride aslında tek bir takım vardı sahada akıl olarak. Efes Pilsen takımında final havasına girememiş, bitse de gitsek kimliğine bürünmüş oyuncu yapısı vardı sahada, tek yapabildikleri iş iki pota arasında gidip gelmek ve topu Charles Smith’e vermekti. F.Bahçe Ülker gerek ofansı, gerek defansı iyi yaparak rakibinin kafasında maçı kazanabilme düşüncesini silip attı. Zaten ilk çeyrekte oluşan farktan sonra zaten mental olarak maçta olmayan Efes kopuverdi oyundan. Fenerbahçe Ülker’de ilk final maçına çıkan Roko Ukic’in sayı ve asist istatistikleri göz kamaştırıcıydı ki, pota altında da Semih-Oğuz-Mirsad üçlüsü yıkmıştı Efes’i.Saha avantajını eline geçiren Fenerbahçe Ülker’den beklentiler durumu 2-0 yapıp bir adım daha öne geçmekti. Tabii yapılan bu yorumlar Efes’in düşük performansına göre değerlendirildi. İkinci maç tam da beklenildiği gibi başladı. Sanki ilk maçın kopyası gibiydi ilk çeyrek. Sert savunmalar arasından atılan 10 adet üçlüğün hiçbirinde isabet bulamayan iki güçlü ekip vardı sahada. Maçın ikinci bölümünde toparlanan Efes Pilsen, pota altından Kaya’yı besleyerek maöı dengeledi. Ardından maçı Efes’e getiren adam Ender Arslan sahne aldı. Sahada bir Jason Kidd görüntüsü veren Ender’i durdurmayı başaramadı sarı – lacivertliler. Son çeyreğe başa baş girildiğinde Ergin Ataman’ın pek şans vermediği Nachbar’ın katkılarıyla yakalanan seri ile Efes 1-1 yaptı durumu.

Oynanan iki maçta basketbolun seyir zevki adına pek bir şey göremesek de, sahadaki mücadele, kulaklara kadar gelen kemik sesleri şimdilik tatmin ediyordu bizleri. Bu zamana kadar yabancılarından istenen katkının çok çok altlarda kalmasına rağmen serinin 1-1 olması Efes adına bir piyangoydu. Üçüncü maç Charles Smith’in günüydü ki, ilk çeyrekten kendini belli etmişti. İlk yarının bitimine kadar Efes’i maça ortak eden tek adam olan Charles Smith’e destek üçüncü çeyrekte Igor Rakocevic’ten geldi. Efes, ilk çeyreğini geride bitirdiği maçın devresine önde gitmişti. Farkı da 17 sayılara kadar çıkartan Efes, ben dahil çoğu kişinin beyninde maçı bitirmişti. Ama Ertuğrul Erdoğan’ın Banvit maçında yaptığı ön saha presi ibreyi tekrar Fenerbahçe Ülker’e döndürüverdi. Sadece 15 dakikada 17 sayı farktan geri gelen sarı – lacivertli ekip maçtan da 72-70 galip ayrılmayı başardı.

Kimine göre mucize, kimine göre bilek hakkı olarak nitelendirilen bu galibiyet, Fenerbahçe Ülker’in motivasyonunu iyice artırmıştı. Serinin dördüncü maçında önceki maçlara nazaran daha kararlı görünen bir Efes Pilsen vardı sahada. Savunmada daha da sertleşen mavi beyazlıların o günkü sürprizi Sinan Güler oldu. Ukic’i savunması için oyuna sürülen Sinan 3/3 üçlük sokarak oyunun Efes’te olmasını sağladı. Tabii onun yanında Charles Smith, Preston Shumpert, ve Mario Kasun müthiş oynadılar. 30 dakika bittiğinde Efes’in maçı kazanacağını düşünen ben, son çeyrekte benchten gelen Emir Preldzic’i hiç hesaba katmamıştım. Arka arkaya 3 tane üçlük sokan Emir, yaptığı asistlerle de neredeyse çeyrekte atılan tüm sayılarda önderlik yaptı. Mirsad ve Vidmar’ın can siperane savunmalarıyla Efes’e sayı imkanı vermeyen Fenerbahçe Ülker yine sahadan galip ayrılan taraf oldu.

Demorolize olmuş, seride 3-1 geriye düşmüş, Thornton ve Kerem Tunçeri’yi sakatlığa kurban etmiş bir Efes Pilsen’in teslim bayrağını göndere çekeceğini düşünenler, önce Ender’in maç öncesi yaptığı açıklamalarla “Acaba” dediler. Beşinci maça inanılmaz başlayan Ömer Onan’ın sayılarına rağmen oyuna hükmeden ekip Efes’ti. Üçüncü çeyreğin ortalarına kadar Fenerbahçe Ülker’e maçta öne geçme şansı tanımamaları da bunu kanıtlayan olaydı zaten. Takımın tek oyun kurucusu Ender, elinden gelenin fazlasını yaptı, o benchteyken de zorunlu olarak Igor Rakocevic getirdi topları. Bu zor şartlar altında 40 dakikanın sonunda skor tabelasında 83-79’luk Efes galibiyeti yazıyordu.

Efes Pilsen, az da olsa umutlanmıştı seriyi eşitleyebilmek için. F.Bahçe Ülker’in beşinci maçtaki vurdumduymaz tavrının da Efes’e yardım ettiğini söyleyelim. 6. maç, tıklım tıklım tribünler önünde Abdi İpekçi’deydi. Artık kupanın burada kaldırılmasını bekleyen ve isteyen binler karşısında 40 dakikalık bir resital sundu ev sahibi takım bizlere. İlk çeyrekte hücumlarından neredeyse hiç boş dönmeyen Fenerbahçe 30 sayı üretmiş, potasında ise sadece 12 sayıya izin vermişti. Bu 10 dakikalık süre içerisinde kötü gidişatı durdurmak içi mola bile almayan Ergin Ataman da hatalıydı bana göre. İkinci çeyrekte savunmada toparlandı Efes ancak rakibinin sert savunması karşısında skor bulmakta zorlanmaya devam ettiler. Zaten üçüncü çeyreğin bitimine doğru Efes’in hala 40’lı sayıları bulamamış olması Fenerbahçe Ülker’in insanüstü savunma yaptığının göstergesidir. O andan itibaren benchte oyuncular, tribünlerde taraftarlar şampiyonluğu kutlamaya başlamışlardı bile. Maçın kalan 10 dakikası ise gazozuna oynanmış oldu. Maç bitiminde Ergin Ataman’ın Ertuğrul Erdoğan’ı tebrik etmesi ara sıra yaşanan tatsızlıkları bir çırpıda yok ediverdi.

Şu aralar eldeki mevcut imkanlarla başarılı olamayanlara laf atan Ataman’ın aynaya bakmadığını görüyorum. Elinde Kasun-Nachbar-Kaya gibi üç kaliteli uzunu varken, sene boyunca tek uzunlu sistemde diretmesi ve zaman zaman Nachbar’dan 3, Shumpert’tan 4 numara yaratmaya çalışmasının sonucunu Efes’ten kovularak aldı. Aynı şekilde, Avrupa sayı kralı sıfatıyla gelen Rakocevic’ten verim alamayıp üstelik bir de papaz olan bir koç ile başarılı olmak hayaldi ve öyle de oldu. Olaya Fenerbahçe Ülker cephesinden bakacak olursak, Tanjevic’in rahatsızlığında takımı yöneten Ertuğrul Erdoğan’ın elindeki oyuncuların hepsinden faydalandığını ve en doğru şekilde takımı oynatmaya çalıştığını gördük. 15 sayılık farktan geri dönen Fenerbahçe Ülker, belki de onun yarattığı bir takımdır.

Yazı: Ozan Aktay

Yorumları Oku

Temmuz 2010 Sayısı İle İlgili Görüşleriniz

Temmuz sayımızla ilgili olumlu / olumsuz düşünceleriniz, fikirleriniz varsa yorum (read comment) kısmından bize ulaştırabilirsiniz.

Yorumları Oku

İletişim

Dergiyle ilgili;her türlü soru,öneri,istek ve düşüncelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.Ayrıca bizimle çalışmak isterseniz aşağıdaki bilgilerden yararlanabilirsiniz.

Mail

Facebook Sayfası


Twitter

Yorumları Oku

Hakkımızda


Dergimiz ilk olarak 2008 yılının Haziran ayında çıktı.Aralıksız süren 9 sayıdan sonra Nisan sayısını çıkartmadan dergiye ara vermeye karar verdik.Bu ara tam 15 ay sürdü.15 aylık aradan sonra tekrar yayındayız.

Açıkca şunu söylemeliyim ki,dergi hiçbir kuruma hizmet etmemekte,hiçbir maddi gelir getirmemekte-hatta götürmekte-;sadece basketbol adına bir şeyler yapmak ve fikirlerimizi daha çok kişiye ulaştırmak için yapıyoruz bu işi.Umarım derginin geleceği parlak olur ve birdaha ara vermek zorunda kalmayız.

Mert Aydın

Yorumları Oku